Gün akşama dönüyor. İçimde bir kış akşamını daha karşılama heyecanı. Kış akşamını yani bereketin kar narinliğinde ve yağmur serinliğinde yağdığı ender anlardan birini.
Gün akşama dönüyor ve kirli bir duman şehre abanıyor, sokakları evlere çekiyor. Sokaklar lapa lapa kara, lamba ışığında döne döne caddeye dökülen kara bırakıyor kendini. Islak ve kaygan yollar, soğuktan küçülen yüzler ve bakışlar.
Ama kandiller yanınca, minareler gözlerini açınca ışıl ışıl, ezan da şehri örtünce bir tül gibi, yüzler açılıyor, bakışlar ısınıyor. Kış akşamı, duayla açıyor kendini insana ve şehre, duayla kapatıyor.
Kalem ne yazar kış akşamında, şarkılar ne söyler, öyküler ne anlatır?
Sakin bir taşra akşamı mesela. Metropolün imrendiği, sükûnet ve huzurun dolup taştığı düşünülen bir taşra akşamı. Metropolün kendini daha büyük görmesi için icad ettiği taşra aynasında akseden o asudelik mesela.
Elde kitaplar; biraz sosyoloji, biraz hikâye. Biraz taşra anlatısı ve çokça İstanbul: Eminönü, Beyoğlu, Galata, Vefa, Fatih mesela. Mesela, Bebek, Sarıyer, Beykoz uzakta Çekmece, kuzeyde Arnavutköy.
Masada ise makale artıkları. Makaleye dönmeli mi? Kalsın.
Akşama dönelim.
Radyoda biraz sanat müziği ve çokça türkü. Radyo dört mesela. Saat başı haberler. Bildik mekanik saat tıkırtısıyla gelen haberler. Çokça siyasetten, hepten ekonomiden. Irak'tan, Filistin'den, Afganistan'dan, Urumçi'den. Sonu gelmez darbe planlarından, günlüklerden taşan darbelerden, darbedilen vatandaştan ve darphaneden.
Kararan gök, ezan ve bir taşra akşamının bildik oturmaları. Karın şehri örtmesi, usul usun kulağına masalını üflemesi.