Dedemler yazın bağdaki evlerinde otururlardı. Bor'da hemen hemen herkesin bağı vardır ve yazın bağ evlerine taşınır insanlar. Bağın tozlu yollarında arabacı Ali Amca'nın at arabasına binerdik. Bağın kapısının önünde bekleyen anneannemi ve teyzemi görene kadar sadece at arabasının sesiyle ilerlerdik.

ÇOCUKLUĞUM

Derya TALAS


Okullar tatil olur olmaz Urfa'dan Bor'a giderdik çocukken. O zamanlar direkt otobüs olmadığı için önce Adana'ya giderdik. Dört saat sonra Adana'dan Bor'a kalkan otobüse binerdik. Urfa'dan hareket ettiğimiz otobüste yerlerde, koltukların altında bir sürü çocuk olurdu. Ve çok ağır bir koku. Hâlâ öyle mi bilmem. İç Anadolu'ya yaklaştığımızda dümdüz tarlalar ve kavak ağaçları başlardı. Annem bir tanıdığını bulurdu mutlaka. Bor'a geldiğimizde dedem otobüsün geliş saati belli olmasına rağmen saatlerdir bizi garajda bekliyor olurdu. Yufka yürekli dedem bizden saklamaya çalışarak ağlardı önden önden giderken.

Dedemler yazın bağdaki evlerinde otururlardı. Bor'da hemen hemen herkesin bağı vardır ve yazın bağ evlerine taşınır insanlar. Bağın tozlu yollarında arabacı Ali Amca'nın at arabasına binerdik. Bağın kapısının önünde bekleyen anneannemi ve teyzemi görene kadar sadece at arabasının sesiyle ilerlerdik.

Köşeden görünür görünmez anneannem bir feryat koparır "abaruu...! Yavrularımın yavruları gelmiş ciğerim!..." diyerek ağlamaya başlardı. Hemen bağda olup biten değişiklikleri kontrol etmek için ortadan yok olurdum. Bu sene sarı kız mı kara kız mı var, hangi meyveler olmuş, fındıkları dayımın kızı Yasemin bitirmiş mi, anneannem tandırda bize börek yapmış mı falan diye... Anneannemler her yaz bağa taşınacakları zaman sütü için, danası olan iki tane inek alırlardı. Teyzem sarı inekleri daha çok sevdiği için genelde sarı kız olurdu. Akşam üstleri anneannem ineği sağarken yavrusu rahat durmaz, ipini çözer çözmez annesinin memesine yapışırdı. Karnı doyduktan sonra bağın etrafında hoplaya zıplaya koşardı. Teyzem Kuran okur, bize dualar ezberlettirir, Kuran öğretirdi. Annem de dantel veya kanaviçe başlar, elimize verir, her gün onun belirlediği kadarını bitirmezsek oynamamıza izin vermezdi.

Akşam üzerleri dedemin aşıladığı üç çeşit dut veren ağacın altında sofrayı hazırlar, yemek yerdik. Bulaşık yıkamak işkenceydi. Birinin tulumbadan su çekmesi, bulaşıkları yıkarken su dökmesi gerekiyordu.

Evin yanındaki kavak ağacına koyduğum işareti her sene kontrol eder, bir şeyler eklerdim. Çocukluğumun geçtiği o bağ satıldı. Kavak ağacına koyduğum boyum hizasındaki işaret sanırım dizlerimin hizasındadır şu an. Belki de o kavak ağacı kesilmiştir.


Ana Sayfa l Editör'den l Künye l Kültür-Sanat l Netleşi l Adres Çubuğu l Oyun l Arşiv l E-Mail