Erdem Bayazıt'ın şiiriyle ilk defa Diriliş dergisinde karşılaştım. Halbuki o, sonradan öğrendiğime göre ilk şiirlerini, Maraş Lisesi'ne devam ederken, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Nuri Pakdil ve diğer arkadaşlarıyla birlikte çıkardıkları Açı ve Hamle dergilerinde yayınlamıştı. Ama ben Erdem Bayazıt'la tanışmadan önce onun şiiriyle tanışmış oldum. 1966 yılının o sıcak yaz aylarından birinde, temmuz mu yoksa ağustos ayı mıydı, bugün çok iyi hatırlamıyorum ama, o sıcak yaz aylarından biriydi. Nuri Pakdil, bana ve İsmail Kıllıoğlu'na verilmek üzere Maraş'ta kitapçılık yapan Hilmi amcaya (Vehbi Vakkasoğlu'nun babası) iki Diriliş dergisi bırakmış ve bu dergilerden birinin iç kapağına çok güzel ve itinalı bir el yazısıyla ve zümrüt yeşili bir mürekkeple aynen şöyle yazmıştı:
"Kardeşim Osman Sarı'ya selam ve haberleşme dileğiyle... 4 Mayıs 1966" Bu, Diriliş'in Nisan 1966 tarihli sayısıydı. Diriliş'in diğer sayısında ise, Sezai Karakoç'un, Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu'nun, Sedat Umran'ın, Halim Uğurlu'nun, Cahit Zarifoğlu'nun ve Erdem Bayazıt'ın birer şiiri yer alıyordu. Erdem Bayazıt'ın şiiri küçük bir şiirdi ve adeta yarım kalmış bir sayfanın, göze pek de hoş gelmeyen boşluğunu doldurmak için konulmuş gibiydi.
Şiirin başlığı "Kuş Sayfaları" idi. Önce başlıkta bir tashih hatası var diye düşündüm. Çünkü olsa olsa kitap sayfaları olabilirdi, "Kuş Sayfaları" değil. Şiirde bir tren kurşun gibi, geceye atılıyor, demir gibi gök yüklü tren karanlığın ürpertisine giriyor, ötede düşler derleniyor. Kent ise horozlarda uyanıyor, zamana ezanla geçerken sularda geriniyor ve bunlar, sayfalar Kur'an'la sayfa olurken oluyor ve şiirin sonuna doğru, şairin bilmediği bir yerden, bir boranın patladığı bir yerden bir kuş yağmuru boşanıyor ve şiir böylece sona eriyordu. Kafam iyice karışmıştı. Diriliş gibi çok titiz bir sanat ve düşünce dergisinde bu kadar tashih hatası olamazdı. Şiirden pek fazla bir anlam çıkaramasam da garip bir duygu kaplamıştı içimi. Erdem Bayazıt'ın ilk okuduğum şiiri buydu. Ama bu yazıda Erdem Bayazıt'ın "Sana, Bana, Vatanıma ve Ülkemin İnsanlarına Dair" başlıklı şiiri üzerinde kısaca duracağım.
Şiir, Edebiyat dergisinde ilk yayınlandığında, başlığı şimdikinden çok daha uzundu ve şöyleydi: "Sana, Bana, Vatanıma ve Ülkemin İnsanlarına Dair Gecenin Bir Vaktinde Çizilmiş Kırık Dökük Tablodur". Şiirin bu başlığı kitaplarında yukarıda belirtildiği gibi kısaltılarak yer almıştır. Erdem Bayazıt'ın bu şiiri bana, sadece başlığı açısından Nâzım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları adındaki kitabını hatırlatır. Şiirin muhtevası açısından ise Faruk Nafiz Çamlıbel'in "Han Duvarları"nı çağrıştırır.
Şair, bu şiirinde önce, "Sana" diyerek, sevgiliye, her iki anlamda da sevgiliye hitap ediyor. Ancak bu şiir, yalnız sevgiliye ve yalnız Allah'ın sevgili kulu ve elçisine dair değil, aynı zamanda şairin kendisine, vatanına, ülkesinin tüm insanlarına hatta şiirin sonuna doğru, "Tüm İnsanlar, Kardeşlerim" dediğine göre bütün insanlara, tüm insanlığa dair bir şiirdir.
Şair bir halk türküsü ile başlıyor: "Telgrafın Tellerini Kurşunlamalı" diyen bir halk türküsü ile. Telgrafın tellerini kurşunlamalı, çünkü telgraf sürekli acıyla, hüzünle dolu haberler veriyor. Bir posta katarı gibi, simsiyah dumanlar dökerek, bazan ansızın çıkagelen, bazan gelmesi beklenen haberler öylesine acı yüklüdür ki, şair bu ağır yükü sadece şiirin omuzlarına yüklemez. Şiir sanatının yanında, resim sanatına da başvurur. "Gamdan dağlar kurmalıyım / Kayaları kelimeler olan / Kırk ikindi saymalıyım / Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma / Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından / Baştan ayağa ıslanmalıyım / Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım". Erdem Bayazıt, aristokrat ve seçkin bir aileden gelmesine rağmen doğuştan içinde bulunduğu sosyal çevreyi aşmış, yoksul ve acılı halkımızın duyarlılığını hep içinde taşımış bir şairdir. Erdem Bayazıt'ın söz konusu ettiğimiz bu şiirinin başka bir özelliği de masum ve saf Anadolu'ya yönelmiş bir şiir olması. O, "Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği, bilemeyeceği baharları, Anadolu bozkırlarında görür. İstanbul'dan çıkıp Diyarbakır'a doğru giderken, tekerleri "Yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen" bir otobüsün içindedir. "Bilinçsiz bir baş kayması" ile Anadolu kadınlarının (şair, evrensel kadınlar diyor) "çapa yaptıkları tarla kenarlarında", çıplak ayaklarıyla, ırgat çocukları, bir elinde bayat bir ekmeği kemirirken, diğer elinde yeşil bir soğanla çok acı bir yoksulluk tablosu oluşturmaktadır.
Şair, şiirinin sonlarına doğru, "Müslüman yürekler bilirim daha" diyerek, ideal insan tipini ortaya koymaktadır. Bu insanın kalbi, Müslüman kalbidir ve bu kalbi iyi tanımak için, en iyisi, şiirin bu bölümünü buraya almak: "Müslüman yürekler bilirim daha / Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet / Eller bilirim haşin hoyrat mert / Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır / Her kırışığı sorulacak bir hesabı / Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır."
(Gamdan Dağlar Kuran Şair, Osman Sarı, Kitap Zamanı, 4 Şubat 2008, s.19.)
Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair
"Telgrafın tellerini kurşunlamalı" Öyle değildi bu türkü bilirim Bir de içime -Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen- Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek Bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen Haberler bilirim mektuplar bilirim. Gamdan dağlar kurmalıyım Kayaları kelimeler olan Kırk ikindi saymalıyım Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından Baştan ayağa ıslanmalıyım Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım. İçimde kaynayan bir mahşer var Bu mahşer birde annelerinin kalbinde kaynar Çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde Ya da çamaşır sererken bahçelerinde Birden alıverirler kara haberini Okul dönüşü bir trafik kazasında Can veren oğullarının. Bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim Bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş Bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine Karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin Beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan Ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde Örneğin Hint Okyanusu gibi derin İsyanın kapkara sularına dalan. Nice akşamlar bilirim ki Karanlığını Bir millet hastanesinde Dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda Başını kalorifer borularına gömmüş Beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiplerden Haber sormaya korkan Genç kızların yüreğinden almıştır. Bir de baharlar bilirim Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği Anadolu bozkırlarında İstanbul'dan çıkıp Diyarbekir'e doğru Tekerleri yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen Cesur otobüs pencerelerinden Bilinçsiz bir baş kayması ile görülen Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen. Yazlar bilirim memleketime özgü Yiğit köy delikanlılarının İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladıkları Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan Üstüne cehennem güneşlerde göğermiş mor sinekler konup kalkan Diğeri kan ter içinde yayla yollarında Mavzerinin demirini alnına dayamış Yüreği susuzluktan bunalan İçinden mahpushane çeşmeleri akan Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp Apansız silahına davranan Nice delikanlıların figüranlık yaptığı Yazlar bilirim memleketime özgü Güzler bilirim ülkeme dair Karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir Kalakalmış bir kıyıda melül ve tenha Kalbim gibi Kaybolmuş daracık ceplerinde elleri Titreyen kenar mahalle çocukları Bir sıcak somun için, yalın kat bir don için Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi. Kadınlar bilirim ülkeme ait Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak Göğüsleri Çukurova gibi münbit Dağ gibi otururlar evlerinde Limanlar gemileri nasıl beklerse Öyle beklerler erkeklerini Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi. İsyan şiirleri bilirim sonra Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden Harfler harp düzeni almıştır mısralarında Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır Kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır. Müslüman yürekler bilirim daha Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet Eller bilirim haşin hoyrat mert Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır Her kırışığı sorulacak bir hesabı Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır. Bütün bunların üstüne Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli Adın kurtuluştur ama söylememeliyim Can kuşum, umudum, canım sevgilim.
Erdem Bayazıt'ın şiiriyle ilk defa Diriliş dergisinde karşılaştım. Halbuki o, sonradan öğrendiğime göre ilk şiirlerini, Maraş Lisesi'ne devam ederken, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Nuri Pakdil ve