« Anasayfa | Künye | Arşiv 16 Haziran 2021, Çarşamba
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
Edeb Yahu
Nedret Kudret
Erdem Bayazıt Ey!

Gölgelik
Köksal Alver
Tek Söğüt

Dil Ağacı
İbrahim Demirci
Kafı Yutanlar

Kelimeler ve Şeyler
Abdullah Harmancı
Seni Ne İhtiyarlattı?

Mızrak ve İlmihal
Ahmet Murat
İmamın Hatırlanışı

Saksağan
Osman Özbahçe
Dünya Aklıma Yatmıyor

Şiir Çıkmazı
Mehmet Solak
Kimi, Nereye Götürür Şiir?

[ Edebiyat -> Ekstra ]

Doğumunun 100. Yılı Hatırasına: Tebriz'in Ruhu ve Şehriyar / Büşra Nur Güler

01.04.2000 - 16:00

"Gönlüm kuşu kanat çalmaz sensiz bir an, Azerbaycan,
Hoş günlerin gitmez müdam, hayalimden, Azerbaycan.

Senden uzak düşsem de ben, aşkın ile yaşıyorum,
Yaralanmış kalbim gibi, kalbi viran Azerbaycan.


Mehemmed Hüseyn Şehriyar


Bana Tebriz'i sorsanız, Şehriyar derim. Şehriyar'ı sorsanız, hasret derim. Hasreti sorsanız, çivitle çamurlaşmış iki damla gözyaşı derim.

Azerbaycan'ın tabiat nadidesi şehirlerinden biri olan Haçmaz'da, güneşin yavaş yavaş hükmünü yitirdiği bir ikindi vakti şehir pazarında, kilometrelerin sırtında taşıdığı başkalıkları, zamanı ayrı yapan ayrıntıları yakalamak uğruna sarfettiğim dikkatin en savruk demlerinde, tezgahın bir ucundan fevren elimi yakalayan beş parmak kemiği, "men de Tebriz gızıyam" diyerek beni kendine doğru çeken seksen yaşlarında bir teyzeye aitti. Gözlerinde vuslata ermenin verdiği sevinç inikâsı ve yalnızca o an vardı... Başörtümden dolayı Tebrizli olabileceğimi kalben kabul eden, hemşehrim diyerek de dolu dolu nazarlar bahşeden teyzeyi daha fazla hayal kırıklığına uğratmamak için, orası da bizim memleketimiz kabilinden cümleler sarfettikten sonra, Tebriz'i gördüğümü, o bediî fırtınaları kalemlerde koparan aziz topraklarda gezme şerefine nail olduğumu ve Şehriyar'ın da ancak öyle bir memleketin evladı olabileceğini söyledim. Gözleri buhar buhar oldu, kına gülüyle boyadığı saçlarını tekrar örttükten sonra silmeye yetişemediği gözyaşlarını önünde sattığı çivide damlattı ve "Şehriyar.." dedi, "onu tanıyırsan?", "elbette tanıyorum" dedim, dolu gözlerinin güç kırıklığıyla "böyük insandı", dedi, "Tebriz'e yaraşır insandı, o torpaglara yene gedersen, menden de salam deyersen"...

Gülzar Haydar "Şehirlerin Ruhu"nda; "Belli bir zaman kesitinde gözlemlenen şehirler, edebiyat ve sanat, toplumu şaşırtıcı derecede doğru bir şekilde yansıtırlar. Şehir asla yalan söyleyemez" diyor. Evet, Tebriz herkese olduğu gibi bana da yalan söylemedi.

Yüzyıllar öncesi Perslerinin Zerdüştîlikten millî bir iç koymasıyla geçerek Müslümanlığı kabulünden yıllar sonra yaşanan siyasî gelişmeler, İslam'ı bir hilafet davasına hapsetmekten çok, Hz. Ömer simasında Araplar sebebiyle uğranılan ve Muhammed Esed'in "İran Mektubu" serlevhalı yazısında "kendi kültürel mirasından koparılmış olma duygusu" cümlesiyle açıkladığı, Fars insanınca -ki, bu duyguyu örgütleyen egemen sınıflarca demek daha yerinde olur-, millî addedilen mağlubiyetin izdüşümünün belki de egemenlerce fert perspektifinden sıyrılıp avam tekdüzeliğiyle genelleştirilen sakinlerinden bîhaber, sosyo-kültürel ve sosyo-psikolojik hayatı sarıp sarmaladığını gösteriyordu. Yenilgi duygusu cesareti köreltir, insanı içekapanık hadde getirip ruhta tedavisiz bir araz halini alır. İran hududunda pasaport kontrolü esnasında, Farsların Fars bir memurca ön sıraya alınıp işlerinin bitirilmesinin ardından Türklerin işlemlerine başlanmasını da ancak bu araz hali açıklayabilir, hadiselere mukabil hoşgörünüzü de ancak bu hale şahitliğiniz yenilir yutulur kılar...

İran'ın bütün kuzey eyaletleri gibi Tebriz, görenleri kalemle hemdem eden büyüleyici güzelliği ve şiirin topraklarındaki şiiriyetiyle, insanı sanata râm eden ruhu ve mezkur tarihinin tezatlarıyla Tebriz'dir ve ruhunda bu tezatları meczetmeye muktedir bir füsunkâr müsamaha yumağı dolamıştır. O yumak ki, "Dil ile dervişlik olmaz / Hâli gerek yol ehlinin" mısralarını tarihe düşmüş olsa bile, Şia öğretisini İslam'ın ahlâkî teamülleriyle çelişecek bir anlayışla siyasîleştiren ve fiiliyâtını bu gayeye serdederek Müslümanların gönlünde bahtsız bir mevkide ad yazdırmış Şah İsmail'i ve beyaz kağıtlara nakşettiği edebiyat incilerini incitecek kadar ağır, kanla yazdığı tarih sayfalarını içine dolamış, Nadir Şah'ın maceraperest günlüğünü, Zendler'in, Kaçarlar'ın toparlanma hamlelerini ve Avrupa temaslarıyla değişen bilim, sanat ve edebiyat anlayışının halkla ünsiyetini, 1925 tarihiyle İran'da yeni bir sayfa açan, "alçakgönüllülük, halka adanmışlık gibi ilk basamak rollerini" başarıyla adımlayıp daha sonra son 1000 yılın tarihini, dilini ve edebiyatını hiçe saymak pahasını göze alan Rıza Şah döneminin o insan tanımaz tecrit fasılasını tamamen saramamaktan halen müştekîdir. İnsanların olduğu her yerde, okullarda ve basında Türkçe'yi yasaklayan, kuzeydeki Azerbaycan Demokrat Fırkası'nın çabalarına rağmen bu hareketin sükutundan sonra şiddetlenerek artan yasaklar dahilinde Türkçe kitapları da yakan, Türkçe yazan şair ve edipleri sürgüne gönderen dönem, Tebriz'in o hüzünlü simasında ve bu simanın bugünkü inikâsı olan, Muhammed Hatemî'yi hürmetle yâdeden Azerî gençlerde halen acı bir tebessüm olarak makes bulmaktadır. 1979 İslam İnkılabı bu yaraya merhem sürmüştür ancak hafızalar ve hatıralar o kadar da nikbin değildir. Filvaki şiirin, edebiyatın, mimarinin, tabiat güzelliklerinin olmakla beraber yarım kalmış yazıların, yaşanmamış hayatların, öldürülmüş, söndürülmüş umutların, parçalanmış nüfus kütüklerinin, parçalanmış tarihin, nâm değiştirmiş memleketin adı Tebriz, ömrü boyunca Sâ'dî-i Şirâzî'nin "Vurmalardan inleyecek havan değilim, kazan gibi beni ateşe koy ki, oturayım" hikmetini okumamış mıdır?..

Şehriyar bir Tebriz evladıdır. O, "Gül açdıgca solan dünya" ya; "Beli oğul! Bizler hamı hemderdik / Güller ekdik amma tikanlar derdik" mısralarını yazdıran hayata, şahlık rejimine "Çengizlerin, fir'onların gesrine, söyle meğer az gonupsan, uçupsan / Göre göre zalımlığın ahırın, sen de onlar geden yolu tutupsan" sözlerini söyleten hayata, yirmi iki yıl aynı elbiseyi giydiren, siyasî usulsüzlükler toprağında kendisini bîkes bırakan, hiç tükenmeyen umudunun yeniden filizlendiği demlerde ise "Gül ekmede goca bağban! Bükülse bel ne gemin? / Dalınca rehmet ohurlar bu gülleri ekene." sesini yükselten hayata, Tebriz'de gözlerini açmıştır... Evet, İran'daki meşrutiyet hareketi devrine rastlayan çocukluk yılları, belki ülkedeki kargaşa atmosferinden ziyan görmemek için Tebriz'in meşhur vekillerinden olan babası Hacı Mir Ağa Hoşgenabî'nin arzusuyla ata toprağı Hoşgenab köyünde ve Haydarbaba manzarasında geçmişse de orta öğrenimi yine Tebriz'de devam etmiştir. Tahran'da Tıp Fakültesi'nde okurken ve bitirmesine çok kısa bir zaman kalmışken yaşadığı talihsiz bir gönül hikayesi, "küçük sineklerin takılıp kaldığı, büyük sineklerin delip geçtiği" hukuk sisteminin kördüğümcülerinden bir büyüğün -ki, polis teşkilatının yüksek memurlarından bir Pehlevî olan bu zât, daha sonra bu gönül hikayesinin kahramanı Süreyya ile evlenmiştir- Şehriyar'ı Nişabur'a sürgün etmesiyle son bulmuş, Şehriyar'ın gönlünde ise Tahran acı hatıraların mekanı olmuştur. Nitekim annesi Kövkeb Hanım'ın vefatından sonra Tebriz'e yerleşen ve daha sonra Tahran'a gitme konusunda ikna edilemeyen Şehriyar, 1970 yılında çok değer verdiği dostu Rüstem Aliyev'in Bakü'den Tahran'a gelip "Şehriyar'ı görüp öleyim" temennisini ilettiklerinde ancak Tahran'a gitmeyi kabul edebilmiştir. 1976 Tahran misafirliği Şehriyar'ın hayatında yeni bir acının adıdır: Eşi Azize Hanım burada vefat etmiş ve oraya defnedilmiştir. Rüstem Aliyev'in Şehriyar'ı "Gözüm Aydın", "Qafqazlı Gardaşlar ile Görüş" şiirlerinde hayalen ziyaret ettiği Bakü'ye daveti ise elbette rejimin o bitmez tükenmez ahkâmına ters düştüğünden icabet edilemeden tarihe gömüldü, Şehriyar'ın "Bu pis güne düşmagların sebebi özündedir, bunu yahşı ganginen, / Çürüyünce gupgurumuş bedenin, yandırdığın oda düşüp yanginen" sözleriyle neticelendirdiği, milyonlar desteğiyle tarihe gömülen rejim gibi...

"Heyderbaba, yolum senden kec oldu,
Ömrüm keçdi, gelemmedim, gec oldu,
Heç bilmedim, gözellerin nec'oldu,

Bilmez idim döngeler var, dönüm var,
İtginlik var, ayrılıg var, ölüm var..."


Şehriyar, ilkini Tebriz'de kaleme aldığı "Heyderbaba'ya Selam" ile, çocukluk günlerini yad etmekle siyasî sistemin ve bu sistemin getirilerinin ne derece boş, tecridin ne derece beyhude olduğunu yazarken, bu koltukçular sisteminde insanî duyguların ne derece yer işgal edebileceğini hâli yazmayarak hükümsüzleştirmiş, çocukluğunun maruf simalarıyla, mektep hatıralarıyla ve temennileriyle ise somutlaştırmış ve bir tarih karşılaştırmasına müsebbip olmuştur. "Heyderbaba'ya Selam"ın yazılma sebebi her anlamıyla hasrettir, hasret de ancak firkatten doğar.

Şehriyar bir Tebriz evladıdır. Tebriz kadar "gün görmüş", Tebriz kadar sebatkâr, Tebriz kadar Müslümandır... Her neyle karşılaşırsa karşılaşsın insanından ve ruhundan asla taviz vermeyen ve asla yalan söyleyemeyen Tebriz, tabii hayatıyla tarih karşısında ikrardan olmayan sükûnet erdemini göstermektedir ve şimdi halen kuzeye doğru "Behçetâbâd Hatırası"nı okumaktadır Şehriyar'dan, Şehriyar da ruhuyla halen onundur, onunladır...

"Gönlüm kuşu kanat çalmaz sensiz bir an, Azerbaycan, Hoş günlerin gitmez müdam, hayalimden, Azerbaycan. Senden uzak düşsem de ben, aşkın ile yaşıyorum, Yaralanmış kalbim gibi, kalbi viran Azerbaycan.  
Edebiyat MasasıTümü »
» Geçen Ay Edebiyat: Kasım-Aralık 2009 / Elif Hafsa Katırcı
» Geçen Ay Edebiyat: Mart-Nisan 2009 / Elif Hafsa Katırcı
» Geçen Ay Edebiyat: Ocak-Şubat 2009 / Elif Hafsa Katırcı
» Geçen Ay Edebiyat: Aralık 2008 / Elif Hafsa Katırcı
» Geçen Ay Edebiyat: Ekim-Kasım 2008 / Elif Hafsa Katırcı
Tekrar YayınTümü »

» Simetrim Kalkıyor Breh / Vural Kaya
» Edebiyat Ödüllerinin Günahı ve Sevabı / Refik Durbaş
» Yüzdeki Tırnak İzleri ve Pamuk Terörü / Kaan Arslanoğlu
» Sözleşme-II / Seyhan Arslan
» Meczubun Kefaret Bandoları / Vural Kaya
e-sohbetTümü »

» Rasim Özdenören: "Herkes Yaptığı İşin Hakkını Vermeli" / Söyleşi: İslam Doğan - Ahmet Biçer - Mehmet Emre Küçüktürkmen
» Cihan Aktaş: "Müslümanlar Sağcılıktan Ayrışmaya Devam Ediyor" / Röportaj: Nurullah Turan
» Turan Koç: "Düşünce Varlıkla Buluştuğu Yerde Şiirleşir" / Röportaj: A. Ömer Yavuz - M. Derviş Dereli
» Halit Esendir: "Siyaset ve Eğitimle Uğraşan, Gündemi Takip Eden Herkesi İlgilendiren Bir Eser" / Röp: Yüsra Mesude
» Mustafa Özçelik: "Nasreddin Hoca'yı Mevlana ve Yunus Emre'den ayırmak mümkün değil" / Röportaj: Yüsra Mesude

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Henüz yorum yapılmamış.

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
ELİF LAM RA (28.10.2011 - 00:02)
Yorum için üye olun!