« Anasayfa | Künye | Arşiv 18 Ağustos 2019, Pazar
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
Yakın Plan
Ahmet Aksoy
Amerikan Kâbusu

İzlence
Mehmet Harmancı
"36": Kifayetsiz Muhterisin Resmidir

[ Sinema -> Haber-Veri-Yorum ]

Dersu Uzala'yla Yitik Hislere Yolculuk / Vasfi Çamdibi

24.12.2004 - 18:35

"İnsan ölür. Herkes ölür. Önemli olan hep insandır."

1974 yapımı bir filme ilişkin yorumlarını otuz yıl sonra önünüze getiren birisine ne gözle bakarsınız bilemem; nostaljik bulup bundan hoşlananlarınız olabileceği gibi, "new generation" sinema teknolojilerinin ışıltılı yüzünü eskiyle mukayese edilmeyecek ölçüde üst düzey kabul edip eskiye (eskiyene değil, dikkat!) burun kıvıranlar da bulunabilir aranızda. Hiç sorun değil. Sadece şunu söylemeliyim ki, böylesi bir filmi yorumlayabilmek için belki de üzerinden otuz yıl geçmesi gerekiyormuş. Çünkü daracık zamanlara sıkışacak denli küçülmüşken, kaybettiklerimizi göremeyecek kadar da dikkatsiz olabiliyoruz. Sinemanın gösterişli büyüsü gözbebeklerimizi kocaman kocaman açtırıp önümüze hayal perdesini ördüğünde, perdenin arkasını görebilmek için gereken onlarca senenin bizden neler götürüp elimizde neleri bıraktığını anlayabilecek bir samimiyet ve gerçekçilik cesareti de gerekiyor ayrıca.

*

Birilerine iyilik yaptığımızda iyiliğimizden söz edilmesini istemezlik edebilir miyiz? İyilik bedelsiz de yapılmış olsa -hoş; bedeliyle yapılmış olan, iyilik olur muydu?-, tepkisel bir teşekkürü, duyulan bir minnet hissiyatını bile anlamsız bulma normalliğinde kalabilir miyiz? İç kabartan hislere önemsizmişçesine ilgisiz, duyarlılıklara da sıradanlık gözlüğüyle bakacak kadar "iyi" olabiliyor muyuz? İyilikler sıra dışı sayıldığı sürece bizler, kötülüklerin hükümranlığını haklı saydırtacak bir kabullenişin aktörleri mi olmaktayızdır? Lafı uzatmaya gerek yok; katıksız bir iyilik hikâyesi için 1974 yapımı bir filme mi gitmek gerekiyordu?

Dersu Uzala'dan bahsediyorum. Akira Kurosawa'nın 1975 yılında "En İyi Yabancı Film" dalında Akademi Ödülü kazanan filminden... Yaşlı bir avcıyla bir yüzbaşının yaşadıklarından... Soğuk kış şartlarında yaşanan ölüm kalım mücadelesi içindeki şerefli hikâyelerden söz ediyorum.

Dersu Uzala adındaki yaşlı avcı, topografik keşif için bölgeye gelen bir grup askere rehberlik etmeyi kabul eder. Önsezilere ve gelişmiş duyulara sahip bu avcı, askerleri kısa zamanda kendisine hayran bırakır. Dersu Uzala hem sadık hem de sevimlidir ayrıca...

Bir gün, grupla yolculuğu esnasında bir barakaya rastlar Dersu. Bir süre barakanın içinde ve dışında dolaştıktan sonra eskiyen yerleri onarır ve Yüzbaşı'dan da bir miktar yiyecek ister. Yiyeceği ne yapacağını soran Yüzbaşı'ya Dersu, onlar ayrıldıktan sonra barakaya gelecek olanları düşünerek yiyecek bırakmak istediğini söyler. Gelecek olan insanları görmeden, tanımadan böylesi bir şeyi düşünmüş olması askerleri şaşkına çevirir.

Yıldırım Bayezid'in tebdil-i kıyafet halde yaptığı gezintilerin birinde rastladığı köylüye "sen çok yaşlısın, diktiğin fidanın meyvelerini göremeyeceksin, neden dikiyorsun o halde bu fidanı?" demesi üzerine "biz, bizden öncekilerin diktiklerini yiyoruz, bizden sonrakiler de bizim diktiklerimizi yiyecekler" cevabını alması gibi, Dersu da kendinden sonrakileri düşünmekle gerçekten incelikli bir davranış ve âlicenaplık sergiler. Bencilleşen dünyamızda söyleyin hangimiz bırakın gördüklerimizi, görmediklerimizi düşünecek kadar diğerkâm olabiliyoruz?

Ve bir gün Yüzbaşı'yla beraber tabiatın vahşi pençeleri arasında kalakalınca bir an bile bocalamaz ve hayata sımsıkı sarılır Dersu. Kendisi ayakta kaldığı gibi Yüzbaşı'nı da ölümden kurtarır. Dersu'ya bir hayat borçlu olan Yüzbaşı, minnetle teşekküre hazırlanırken Dersu son derece aldırışsız, şöyle diyecektir: "Beraber geldik, beraber çalıştık, teşekkür gereksiz."

Dersu fakirdir. Geçimini avcılıkla sağlamaktadır. Askerlerle yolları ayrılırken Yüzbaşı, onu da şehre götürmek istediğini söyler. Yüzbaşı gerçekten bu yaşlı adamı sevmiştir. Yarım ağızla yapılan tekliflerden değildir yaptığı... Şehri düşünürken Dersu'nun yüzünün aldığı imrenme hali görülmeye değerdir. Fakat o, dağlarda kalmayı seçecektir. Kendisine para vermeyi teklif eden Yüzbaşı'na teşekkürlerini bildirirken "alınteri" ile kazanmanın her şeyden daha yüce olduğunu söylemez ama hal ve hareketleri bunu bağırmaktadır. Avlayacağı somonları satarak kazanacağı paraların kendisine yeteceğini düşünmektedir çünkü o. Nice insan, bedelsiz kazançlar için onurlarını beş paralık edip Allah'ın rızasını tekrarlı ve acındırıcı cümlelerle değersizleştirerek cami avlularını doldururlarken, "alınteri"nin şerefini, parasızlığa yutkunmaksızın üzerinde taşıyan Dersu resmi, gerçekten pek manidar durmaktadır.

O kış geçtikten sonra Yüzbaşı'yla Dersu'nun yolları bir kez daha kesişir. Yüzbaşı, görev için kendini tekrar dağlarda bulduğunda içinde hep Dersu'yla karşılaşma ümidi vardır. Rütbesine ve karşısındakinin kim olduğuna bakmaksızın Dersu'yu arar. Askerlerin soğuk yüzlerinin aksine içinde kadifeden bir kalp taşıyan Yüzbaşı, Dersu'yu bulduğunda ona hasretle sarılacaktır. Vefa üzerine önemli şeyler söyleyen bu sahneler sadece Dersu'nun değil Yüzbaşı'nın da bu "iyilik hikâyesi"nin bir parçası olduğunu gözler önüne serer.

Konuşurlarken Yüzbaşı Dersu'ya somon bulup bulamadığını sorar. Ne de olsa aradan epey zaman geçmiştir. Dersu ise, çok somon bulduğunu ve iyi para kazandığını söyler. Peki paraları ne yaptığını soran Yüzbaşı'ya Dersu, onları emanet için bir tüccara verdiğini, onun da paraları kaybettiğini anlatır. Bunları anlatırken, hayata boşvermiş bir ruh haliyle, giden paraya yanmanın anlamsızlığını çağrıştıran bir gülümseme de fırlatır havaya. Kafaya takmadığı bellidir, sonra da bunun lafını hiç etmez. Üzüntüsüne dair hiçbir emare göstermez. Devlet destekli bankalarda batan paralarının ardından ağlayan insan portreleri yanında Dersu'nun resmi yine ilgi çekici görünmekte değil midir?

Stephan King'in kitabından beyazperdeye aktarılan 1998 yapımı "Yeşil Yol" filmindeki "John Coffey" karakteriyle sunulan iyi ve masum bir mahkum görüntüsü pek çok insanı etkileyecek kadar dokunaklıdır ama, Dersu Uzala'nın ondan onlarca sene önceki duruşu çok daha gerçekçi ve etkileyicidir bence. Hem Dersu, iyilik yaptığında ağzından fantastik baloncuklar da çıkarmaz.

Yazınının sonuna gelmişken, gerçek hayatla bir filmi ilintilendirmeme kızıp "bunların filmlerde olması son derece doğal" mı diyorsunuz yoksa? Peki, öyleyse... Türk filmleri de dahil, böylesi "gerçekçi" iyilik hikâyelerine beyazperdede rastlamak için onlarca sene öncesine gitmek gerektiğini unutmayın o zaman. İçimizde yitirdiklerimizi bulmak için kaç sene geriye gitmek gerektiğini hesap etmenin mümkün olup olmadığını düşünüyorken siz...

"İnsan ölür. Herkes ölür.  
Haber-Veri-YorumTümü »

» Mithat Bey'in Biriktirdikleri / Sedat Palut
» Karanlıktan Yalnızlığa... / Sedat Palut
» Recep İvedik Sendromu / Sedat Palut
» Dünyanın Orta Yeri Sinema / Sedat Palut
» Süt ve Yalnızlık / Sedat Palut
VizyondakilerTümü »

» Zoraki Kral
» 127 Saat
» Kaçış Planı
» Ya Sonra
» İz Peşinde
EkstraTümü »

» Küçük Arap'ın Fendi Önyargıları Yendi / Hale Sert
» Edebî Eserlerin "Filim Diline" Tercümesi / Erol Güney
» Sinema Sanatıyla İlgili Kitaplar
» Çürüyen Sinema / Susan Sontag (Çeviren: Ahmet Yurtkul)

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumların tamamını görüntülüyorsunuz.

bence

bu şahaseri izledigimin üzerinden 6 yıl geçti ama bana hissettirdiği insani duygular hala ilk andaki gibi sinemanın bu tarz filmlere ihtiyacı oldugunu düşünüyorum örnek(iyilik yap iyilik bul,umudunu kaybetme,çarpışma vb..)ama insan oglu sinemada hep egolarını tatmin etmek ister ne yazıkki yaptıgı hataları görmek istemez mesala dersu uzala ormanda askerler ipte sallanan şiyeyi vurmak isterken o ipi vurayım şişe ormanda bulunmaz diyerek daha zorunu başarıyor ipten vurarak şişeyi ziyandan kurtarıyor. ama biz şu anda her şeyi yok ediyoruz

husmese (11.11.2007 - 23:15)

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
ELİF LAM RA (28.10.2011 - 00:02)
Yorum için üye olun!