Camus'nün Yaşam Felsefesinde Varoluş Bir "Yanlışlık"tır / Füsun Ataman
01.04.2000 - 16:00
Ünlü Fransız yazar ve düşünür Albert Camus'yu edebiyata ve sanata bulaşan herkes tanır. 20. yüzyılın yetiştirdiği önemli yazarların başında gelen Camus, modern tiyatronun da köşetaşlarından biridir. Onu köşetaşı yapan en önemli unsur, yazdıklarının düşünsel boyutu elbet. Başkaldırı edebiyatının ve Absürd tiyatronun öncüsü sayılan yazar, bütün yaşamını yaşadığı çağı anlamaya adamış, insanın varlık sorununu Varoluşçu felsefe doğrultusunda ele alarak, kendisinin ortaya koyduğu Yabancılaşma kavramı ile yoğurmuştur. Roman ve denemelerinde, bireyin sağaltılamaz yalnızlığını, insanın ölüm karşısındaki çaresizliğini, artık yitirilmiş olan Tanrı inancına başkaldırmanın ve yaşama anlam katma çabasının boşunalığını dile getiren yazar, oyunlarında da "ölümlü insanın yaşama çabasından doğan dram"ı ortaya koyar. Bu da onu, adının çoğunlukla bir arada anıldığı Sartre'dan ayırarak nihilizm çizgisine yaklaştırır.
"İntihar"ı yücelten ve insanın elindeki tek onurlu eylem olarak gören Camus'yu anlamak için, eserleri arasında küçük bir yolculuğa çıkmak yeterli. İnsanın varoluşunu adeta silinmesi gereken bir "yanlışlık" olarak gören Camus, silme işini de bize bırakıyor. Yazara göre insanın kendisini kendi eliyle yok etmesi, hayatın tek gerçek eylemidir. Camus'nün oyunlarında ilk göze çarpan, bireyin varoluş sorunu ve yaşamı anlamlandırma çabasıdır. Ancak Camus kendisinin de eleştirdiği Sartre'dan farklı biçimde ele alır bu sorunu. Sartre'ın bireyi toplumsaldır ve genellikle toplumcu bir eyleme kendisini adamıştır. Oysa Camus'nun bireyinin çıkış noktası, kendi özgeci varlığıdır. Toplum kendisini oluşturan bütün bireyleri ile ancak bir nesnedir. Bu bağlamda da Sartre'ın eserlerinde ortaya çıkan umutsuz havanın arkasındaki umut, Camus'nün eserlerinde ölür. Sartre'ın bireyleri toplumsal bir amaç uğruna başkaldırırken, Camus'nün bireyi kendi çıkışsızlığını haykırır. Sonuca ulaşma umudu olmayan başkaldırı, yaşam-ölüm ikileminden doğan uyumsuzluğun altını çizer. İçgüdüsel olarak mutluluğu arayan kişi, varlığın özündeki saçmalık nedeniyle bu umudunun boşunalığını kavrar. Neden çok basittir; yaşam sonsuz değildir. Çözüm ise yokoluşu kabullenmek ve hatta seçmek; intihar etmektir. Camus'nün yaşama bakışını ve felsefesinin temelini oluşturan bu yaklaşımlar bütün eserlerinde olduğu gibi, "Yanlışlık" (1943) adlı oyununda da karşımıza çıkar.
"Yanlışlık", Camus'nün hayatı algılayışındaki karamsarlığı ortaya koymasının yanında, modern dünya insanının yalnızlığına ve yabancılığına ışık tutması bakımından da önemli bir oyun. Camus'nün algıladığı dünyada yolculuk etmek isteyen okuyuculara, "Yanlışlık"ı tavsiye etmemin iki nedeni var. Birincisi, günümüz dünyasının nereye doğru gittiğine işaret etmesi. İkincisi de yazarın en çok okunan romanları arasında yer alan "Yabancı" nın ikiz kardeşi olması. Tıpkı "Veba" (1947) adlı romanıyla "Caligula" (1944) adlı oyunu arasındaki ilişkide olduğu gibi.
"Yanlışlık"ın yazılış serüvenine göz attığımızda, köklerinde Camus'nün çocukluğunun ve Fransa'dan uzak yaşamının izlerini buluruz. Oyunun odağında yer alan Yabancılaşma, 20. yüzyıl insanını tanımlayan anahtar sözcüktür. Yabancılaşma kavramı, yazarın Cezayir'de geçen çocukluğuyla doğrudan ilişkilidir. Babasız geçen zor çocukluğunun ardından felsefe öğrenimi görmeye başlayan Camus'nün, 1943 yılında Fransa'ya yerleştikten hemen sonra "Yabancı" adlı romanını yayınlaması, hemen ardından da romanın tiyatro versiyonu "Yanlışlık" ın gelmesi neredeyse doğal bir süreç gibidir. Kendi toplumuna dışarıdan bakabilmenin ayrıcalığını büyük bir ustalıkla eserlerine yansıtan yazar, insanın içinde yaşadığı dünyaya ve kendisine nasıl yabancılaştığına dikkat çeker. İki Dünya savaşı gören Avrupa'nın eleştirisi niteliğindeki "Yanlışlık"ta asal çatışma, yaşanmak istenen ile yaşanan arasındaki uyumsuzluktan doğar. Bu uyumsuzluğun kaynağında ölüm durur. Er ya da geç bütün yolculukların, bütün öykülerin, kısaca bütün yaşamların aynı noktada, ölümde buluşacağını vurgulayan oyun, varoluşu büyük bir "yanlışlık"tan ibaret görmektedir. Yanlışlığı ortadan kaldırmanın yolu, yokoluşu kabullenmek ve hatta seçmektir diyen Camus'ye katılıp katılmamaksa bize düşüyor.
Ünlü Fransız yazar ve düşünür Albert Camus'yu edebiyata ve sanata bulaşan herkes tanır. 20.