« Anasayfa | Künye | Arşiv 4 Aralık 2022, Pazar
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
Kulak Arkası
Nurullah Turan
Birkaç "Bir"

Bolâhenk
Ahmet Çalışır
Mevlevî Âyini: Türk mûsikîsinde bir form

[ Müzik -> Müzikal Sohbetler ]

Tuluyhan Uğurlu: "Müzik Bağdaştırıcıdır, Sadece Bu Boyuttaki Varlıklarla Değil, Başka Boyuttaki Varlıklarla da Köprüler Kurar, Kapılar Açar"

13.09.2004 - 20:00

Dünün Harika Çocuğu, Türkiye'nin piyano sanatçılarından Tuluyhan Uğurlu'nun yaşadığı mekan İstanbul'un Anadolu yakasında, tam da Beylerbeyi Sarayı civarında. Bir anlamda evi gibi kendisinin sırtı "Kadîm Anadolu"ya dayalı ve çehresi yeni kıtaya bakıyor. Buradan yola çıkarak durduğu yer, beslendiği kaynak, müzik felsefesi, ve kendi lisânından müzik açısından "KADÎM UYGARLIK" tarifi...

Bunu sembolizm olarak değerlendirirseniz, evet öyle aslında. Bütün manevi anlayışımı ve gücümü "Doğudan" alıyorum. Aslında binlerce yıldan beri var olan bir şeyi ben tekrar ediyorum. Buna tecelli diyelim doğru olsun. Fakat bu bizim unuttuğumuz bir değer. Yani güneş doğudan doğar, güneş bilgidir. Bütün bugün Batının ulaşmış olduğu noktanın aslında temel taşı Ortadoğu'dadır, ritüellerdedir, âmillerdedir, mistik sembolizmalardadır, Mısır'dadır, Sümer'dedir, hatta çok daha evveliyatı var, Tiflis'tedir, Çatalhöyük'tedir. Mevlevi, Bektaşi ve Cerrahi ayinlerindedir.


"Sırtını Doğuya verip Batıya bakmak aslında çok eski bir şey. Sfenks de öyle duruyor biliyorsunuz. O manada evet, bu bir duruştur."

Batı böyle aydınlanmıştır. Lonca hareketleriyle, yeni liderlerle, bu var olan Doğu sembolizmaları Batıya gitmiştir. Bizans'ın da çöküşüyle beraber, ilim adamlarının da oraya gitmesiyle müthiş bir sinerji ortaya çıkmış ve Rönesans böyle oluşmuştur. Sırtını Doğuya verip Batıya bakmak aslında çok eski bir şey. Sfenks de öyle duruyor biliyorsunuz. O manada evet, bu bir duruştur.


"Bugün Batının geldiği kaynakların ana aydınlanması Anadolu ve Ortadoğu aydınlanmasıdır."

Bugün Batinin geldiği kaynakların ana aydınlanması Anadolu ve Ortadoğu aydınlanmasıdır. İşte Horasan Alperenleri'dir bunun nedenlerinden biri. Sonra biz Ortadoğulular olarak, bu değerlerimizi zaman içinde unuttuk hepimiz suçluyuz. Bu unutulan değerleri bir hatırlatma gibi yani.


"Ben ille de bir sentez yapayım kaygısı içersinde değilim."

Simdi bunu sentez olarak değerlendirmek ve değerlendirmemek aslında halkın bileceği bir şey. Amerika'daki dinleyen insanlar; veya Çin'de beni dinleyen marjinal gruplar var. Bu insanlar bunu bir sentez olarak değerlendirirlerse o onların kararı... Ama ben ille bir sentez yapayım kaygısı içersinde değilim, bu belki benim varoluşumdaki doğal yapım. Aslında ben hayatta nasıl yaşıyorsam sahnede de oyum. Yani hayat neyse ben de oyum.


"Dağın başına gidip piyano çalmak da güzel bir şey ama, önemli olan toplumun içinde ermek."

Tuluyhan Uğurlu aslında çok sıradan bir adam. Dolmuşçularla, yurt dışında da öyle kimilerin alt kademe dediği, horladığı insanlarla fikir alışverişinde bulunan, onların dertlerini dinleyen bir adam... Aslında halkçı bir insanim ben. Sanat öyle olmalı zaten. Yani dağın başına gidip piyano çalmak da güzel bir şey ama, önemli olan toplumun içinde ermek. İlle bir ermek gerekiyorsa tabi.


"Sanatkâr hisseder bir eser yazar, bir şey söyler, bir şey yapar ve halkı harekete geçirir."

Dolayısıyla halkla birlikte olup o sinerjiyi yakalayıp halkın teamülünü, halkın gittiği noktayı daha evvelden hisseder sanatkâr; ona dair bir eser yazar, dolayısıyla bu gidişatı hızlandırır, sanatkârın aslında böyle de bir misyonu, görevi var. Halk bir yere doğru gider, sanatkâr ondan evvel onu hisseder bir eser yazar, bir şey söyler, bir şey yapar ve halkı harekete geçirir.


"Bütün ideolojinin üstündedir sanatkâr ama, kendine göre bir dünya felsefesi vardır."

Sanatı hayatin kendisi olarak görüyorum. Sanatkâr sahneye çıkıp riya yapmamalı. Neyse o, sinirli ise sinirli, öfkeli ise öfkeli... Duruyorsa bir yerde orda durmalı gidip başka yerde durmamalı. On yıl evvel ne söylüyorsa şimdi onu söylemeli. Bir durusu olmalı sanatkârın. Bu ille sanatkâr dursun bir yerde manasında söylemiyorum. Bütün ideolojinin üstündedir sanatkâr ama, kendine göre bir dünya felsefesi var tabii. Bunu yansıtmalı özgürce. Bu ses de budur. Farklı dünya görüşlerinden insanlar da derler ki: "Bu adam burada duruyor, takiyye, tegânni yapmıyor, durduğu yerde duruyor bu adam". Bu manada halkla birlikte belki bir anlayıştır bu.


"Sanatkâr aslında ölümsüzlüğü arar. Zaten öbür dünyanın var olduğuna inanıyoruz da, asıl sanatkâr bu dünyada ölümsüzlüğü arar."

İlhâmın ne olduğu bana çok soruluyor son zamanlarda ben bilmiyorum bunu. Ama bana göre "bilen demez, diyen bilmez". Yusuf sûresinin son âyetini açıp okursanız ne olduğunu öğrenirsiniz. İlhâmın ne olduğu orada yazıyor. Yani sanatkârın vazifesi tarih, bugün ve gelecek. Tarihten aldığı değerleri bugünle çarpıştırıp yarına kalıcı eser bırakmak. Sanatkâr aslında ölümsüzlüğü arar. Zaten öbür dünyanın var olduğuna inanıyoruz da, asil sanatkâr bu dünyada ölümsüzlüğü arar. Kendi ölümünden sonra adinin anılmasını ister, sanatkâr biraz egosentrikdir. Biraz benmerkezcidir, pergelin battığı noktadır. Sanatkâr "ben" demeli. Bu zaten gerçek sanatkârın özünde biraz vardır ve bu da hoştur. Kabul edilebilir çerçevede tabii. "Ben" derken de yaptığı işe saygı duyan sanatçı; sipariş de olsa, ticari de olsa ortaya iyi eserler çıkarmalıdır. Türkiye'de ve dünyada çok saygın bazı kanalların sinyal müzikleri, belgesellerin müzikleri bana aittir. Bunlar için de araştırma yapmak, okumak gerekmektedir. Bunları yaparken kendinize kategoriler belirlemelisiniz.


"Sanatkârın açısı, yöresel değerlerin dünyasal bir hâl haline getirilmesidir."

Yöresellikle dünyasallığa bir kapı açıp, köprüler kurmasıdır. Dolayısıyla yöresel değerlere sanatkâr çok ehemmiyet verir ki adi kalmış, bugün hâlâ konuştuğumuz, yüzyıllar evvel ölümsüzlüğe ulaşmış birçok sanatkârın eserlerine bakın, yöresel değerler vardır. Halk ezgilerini kullanmışlardır, harmanlamışlardır ya da dinsel değerleri kullanmışlardır. Dolayısıyla yöresel değerleri bir kâinatsal platforma götürmelidir. Burda dikkat ederseniz evrensel demiyorum, çünkü evren, âlemdir. Evrenler birleşip kâinatı oluşturur. Âlemîndir, o. Benim için ya bu kapı böyle durur benim hayatımda ya da böyle durur. Böyle durduğu zaman dünyasal durur, böyle durduğu zaman kâinatsal durur. Arada kapı durmaz. O evrensel diyenlerin kapıları bir türlü ne açılır, ne kapanır. Evrensel yanlış bir kelimedir, kâinatsal demek çok daha doğrudur, kâinat evrenlerin birleşmelerinden oluşur.


"Ben yöreselliğe önem veriyorum, bunu da Konyalı olmama bağlıyorum. Belki bu benim aile yapımla ilgilidir."

Pozitif bilimde de durum aynı. Uzay, derin uzay, evren ve kâinat... Uzun yıllar Avrupa'da yaşadım. Orada benim beynimin içini de saçma sapan şeylerle doldurmuş olabilirlerdi ama, beceremediler. Çünkü ben yöreselliğe önem veriyorum, bunu da Konyalı olmama bağlıyorum. Belki bu benim aile yapımla ilgilidir.


"Her Cuma bizim evimizde, bütün dünya görüşleri çok farklı olan insanların toplantıları olurdu. Piyano çalıştıktan sonra, Cuma günlerini iple çeker, bu insanların konuşmalarını dinlerdim."

Ben çok entelektüel bir çevre içinde büyüdüm. Babamın Cuma sohbetleri ilginçti mesela. Her Cuma bizim evimizde, bütün dünya görüşleri çok farklı olan insanların toplantıları olurdu. Annem o gün için yemekler yapardı. Piyano çalıştıktan sonra, Cuma günlerini iple çeker, bu insanların konuşmalarını dinlerdim. İşte orada masada, mesela ressam Balaban vardı, Necip Fazıl Kısakürek hemen onun yanındaydı, Oğuz Tansel hemen oradaydı, Sabahattin Kudret Aksal oradaydı, Metin Eloğlu oradaydı, Edip Cansever oradaydı. Dünya görüşleri çok farklı olan insanlar oturup bir şeyler konuşurlardı. Ben de kafama göre doğruları alıp sentezledim, aslında bugünkü konuşma o Cuma sohbetlerinin de bir nevi sentezi gibi. Dolayısıyla bu kadar sağlam, farklı dünya görüşlerinin çok sağlam temsilcilerinin konuşmalarını dinleyerek büyüyen bir adamın felsefesi de sağlam temeller üzerine dayalı olabilir. Çocukluğunuzdaki yaşadığınız değerler son derece önemlidir.


"Piyano, orkestra enstrümanı değil, bütün orkestranın tavrını, tarzını, hissini bir başına verebilen orkestral bir enstrümandır."

Böyle bir enstrümana hakimseniz orkestra için de eser yazmanız kolaylaşıyor. Onun için çok sesli müziğe meyilli bir enstrümandır. Çok sesliliğin önünü açacak temel unsurları taşıyan bir enstrümandır. Konser piyanistliği için eğitim erken (4-5) yaşlarında başlamalıdır. Anatomik bir şartı yoktur. Piyanistlerin parmakları uzun olmalı gibi safsatalar vardır, böyle bir şartlanma yok.


"Müzik disiplindir, benim çocukluğumu disipline soktu, aynı zamanda da çocukluğumun dörtte üç buçuğunu alıp götürdü."

Ben bestecilik ve piyano okudum. İstanbul Belediye Konservatuarı son sınıf talebesi iken, Viyana Müzik Akademisi'nin giriş imtihanını kazandım. Piyano bölümü ve altı ay sonra da bestecilik yani kompozisyon bölümü imtihanını kazandım. İki bölümü birlikte okudum. İyi bir hoca ile, iyi bir konservatuar, sonra iyi bir akademi, bu şart. Müzik disiplindir, benim çocukluğumu disipline soktu, aynı zamanda da çocukluğumun dörtte üç buçuğunu alıp götürdü. Pencere kenarından oynayan çocukları bir süre sadece seyreder, sonra tekrar piyanonuzun başına dönersiniz. Bir müddet sonra kanıksarsınız. Hayatınızı bir şeye adadığınızda onun ceremelerini çekiyorsunuz.


"Amatör kimliği kabul etmiyorum. Herkes kendini ifade etmeli. Bach Bach'ı çalmış, Bethowen Bethowen'i çalmış o halde Tuluyhan da Tuluyhan'ı çalmalı."

Ben eğitim vermiyorum. Çünkü benim zamanım az, hiç yok. 17 yaşından beri profesyonel manada konserler veriyorum. Ben konser vererek yaşıyorum. Ben konser veremezsem beni o gün gömerler zaten. Bu manada konserler hayatimin dinamizmini oluşturan zincir. Geceleri çalışarak beste üretiyorum. Sanatkârın asil vazifesi gelecek anlamında hayati, hür vicdanıyla, kaynaştırmak olmalıdır.


"Müziğin kâinatsallığında tevazu ve bakış açısının genişliği önemlidir."

Sanatta başarılı olmayan halk hiçbir şeydir. Bir şey söyleyeyim. Mesela, bağlama konserleri Avrupa'da dinlenmez diye bir kaide yok. İyi çalıyorsa, enstrümanına hakimse Avrupalı biletini alır, gider ve oturur, dinler. Pakistanlı sarkıcı M. Muhammed'in udunu dinliyoruz da, bizim sazımız neden dinlenmesin? Müziğin kâinatsallığında tevazu ve bakış açısının genişliği önemlidir.


"Usta-çırak birlikteliği, yadsınmadan gelecek kuşaklara daha modern bir şekilde taşınmalı."

Bu arada vurgulamak gerekir ki, sanat müziği, halk müziği, Batı müziği gibi ayrımlamalara giderek eğitim yapılamaz. Konservatuarlar öğretimlerini bu dalları ayırmadan gerçekleştirmelidir. Müzisyen, sadece tambur çalarak müzisyen olamaz. Örneğin, çok sesli müziği de bilmesi, haberdar olması, tanıması gerekir. Konuştuğumuz konu müzikse eğer, konservatuarlar tek bir çatı altında toplanmalıdır. Sanat bahsinde belli noktada olan sanatçı kimlikler bu çatıya/metoda geliştirerek destek olmalılar. Bilgileri konusunda ketum davranmamalıdırlar. Bizdeki gelenekselliği de örneğin, usta-çırak birlikteliğini yadsımadan gelecek kuşaklara daha modern bir şekilde taşımalıdırlar. Bu konularda araştırmacılara dönük müstakil enstitüler kurulmalıdır.


"Müzik bağdaştırıcıdır. Köprüler atar, kapılar açar. Sadece bu boyuttaki varlıklarla değil, başka boyuttaki varlıklarla da köprüler kurar. Müzik, göremediğiniz bir şeydir ve doğrudan beyne hitap etmektedir."

İnsanlar, kültürler yörelerinden uzaklaştırılmamalı, sadece Türkiye adına değil, Ortadoğu adına KADÎM UYGARLIK'lar adına bunu söylüyorum. Bugün dünya beni alkışlarken aslında diyorum ki Ortadoğu'daki çok eski bir geleneği canlandırmadır bu. Müzik bağdaştırıcıdır, köprüler atar, kapılar açar. Sadece bu boyuttaki varlıklarla değil, başka boyuttaki varlıklarla da köprüler kurar, kapılar açar. Müziğin bağdaştırıcılığı konusunu açmak gerekirse: insanları bozabilir, ahenge sokabilir, renkler verir, sürüncemeye düşürebilir. Müzik çok şey yapar, müzik bir silahtır. Namlunun ucu nereye çevrilirse oraya dönebilir. Çünkü müzik, göremediğiniz bir şeydir ve doğrudan beyne hitap etmektedir.


"Ben marjinalim. Sistem böyleyse ben marjinalim."

İnsanlar inançlar buluyor, kâdim ritüeller buluyorlar, Anadolu'yu, Avrupa'yı bulanlar var. Ben marjinalim. Sistem böyleyse ben marjinalim (ulaşılmazlık anlamında elbette değil). Atatürk sanatçıyı şöyle tarif ediyor: Sanatkâr emeği ve çalışması ile toplumda ışığı anında gören ilk insandır.


"Sanatçı, Allah'ı taklit eden insandır."

Tanrı insanı yaratırken, ona kendinden üflerken yaratıcılık nosyonunu da eklemiştir. Bu özelliğin en çok verildiği insan sanatkâr, O'nu en çok taklit etmeye çalışandır. Buna bir anlamda gizli ilim "ilm-i ledun" da denebilir. Bu hal kaderdir, kader olduğuna inanıyorum. Ve bununla gelen ölümsüzlüğe de inanıyorum.


"Müziğe ilgi duyan insanlar seçilmiş, anlayış farklılığı olan insanlardır."

Müziğe ilgi duyan insanlar seçilmiş, anlayış farklılığı olan insanlardır. Ben insan kimliğine inanırım, müzik insandan doğar. Müzikle anlaşırsınız. Müzik bir lisandır. Önyargısız yaklaşıldığında kavrayışlar değişip genişleyebilir. Bach'ın bir eserinden aldığım zevkin aynısını Dede Efendi'nin bir saz semâisinden de alabilirim.

(Tuluyhan Uğurlu'ya teşekkür ederiz.)

Röportaj ve Fotoğraflar: Mehmet Kaman

Dünün Harika Çocuğu, Türkiye'nin piyano sanatçılarından Tuluyhan Uğurlu'nun yaşadığı mekan İstanbul'un Anadolu yakasında, tam da Beylerbeyi Sarayı civarında. Bir anlamda evi gibi kendisinin sırtı "Kadîm Anadolu"ya dayalı ve çehresi yeni kıtaya bakıyor.  
EkstraTümü »

» Cohen Nihayet Geliyor / Sadık Yalsızuçanlar
» 'Tom Amca Cazı' Tutmadı, Siyah Müzik Köklerine Dönüyor / Halil Turhanlı
» Neriman Hanım'ın Ölümü / Gökhan Özcan
» Zaman, Mekân ve Müzik / Rengin Soysal
» Ey Vefasız Yolcu! / Gökhan Özcan
Müzik DünyasındanTümü »

» Abbey Road'un Etkisi Sürüyor
» Cazdan Habersiz Kalmayın
» Albüm Kapaklarında Eskiye Dönüş
» Grammy Müzesi'nde Müziğe Dair Herşey
» Nintendo Wii'yle Orkestramı Kurup Yönettim / Hakan Gence

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Henüz yorum yapılmamış.

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
ELİF LAM RA (28.10.2011 - 00:02)
Yorum için üye olun!