Halk içre olmak gerek, diyordu. İnsanların arasına karışmalıydı. Yarışmalıydı. Hayat bu mücadeleyi verenlerin yüzünü ağartacaktı. İmanı tamdı buna. İmanı tam gibiydi demek daha doğru. Zaman zaman burnunun ucunda, Meram bahçelerinin sükûneti de tütmüyor değildi çünkü. Meram'da olmak. Geceleri kavak hışırtılarıyla uykuya dalmak.
Acaba mıydı? Belki miydi? Bilakis miydi?
İtle köpekle dalaşıp durmaktansa diyordu, yaz geceleri hışır hışır sesler çıkartan kavak ağaçlarının ruhuna vereceği mutluluğu hisseder gibi olduğunda. Şeytan diyor ki üstadım, dükkânı oğlanlara bırak, Nalçacı'daki daireyi sat, şeytan diyor ki üstadım, bilmiyorum ki şeytan mı diyor üstadım...
Bir gün korkularını yenmiş her insan gibi mesut, sorulardan kurtulmuş her insan kadar huzurlu, dükkânını oğullarına bırakmış, satacağı kadarını satmış, Meram'dan küçük bahçeli bir ev almış, belediye otobüsü beklerken gördüm onu. Görüntüsüne bakıp da aldanmışım meğer. Emin değilim artık, diyordu, belki de yaptığım doğru değildi, belki de aldandım üstadım, diyordu, mücadeleni yalnız nefsine karşı vermek yetmiyor üstadım, diyordu, mücadeleni insanlara karşı, mücadeleni insanlarla... diyordu. Belki de her insana göre bir kurtuluş yolu vardır üstadım, belki de... diyordu.
Acaba... diyordu. Kim bilir... diyordu. Üstelik... diyordu.
Onu son gördüğümdeyse aradığını bulmuştu. Yüzünde hiçbir anlam çizgisi kıpırdamadan sessizce baş sallıyordu. Çevresini sarmış, yüzleri merak dolu gençlere bakmadan konuşuyordu:
Hiçbir şey söyleyemem, diyordu. Acılarıma bir merhem bulmuşsam bile, Onu kelimelerde aramak nafile.
Halk içre olmak gerek, diyordu. İnsanların arasına karışmalıydı.