|
[ Haberler -> Tasarım Haberleri ] Kiyarüstemi'den Film Gibi Kareler 09.11.2006 - 11:05 Usta yönetmenin, "Kar ve Yol" başlığı altında topladığı kareleri ve "Kirazın Tadı" filmi ile fotoğrafların öyküsünü anlatan iki video, 9 Aralık'a dek Akbank Kültür ve Sanat Merkezi'nde olacak. 66 yaşında dinamik bir şekilde çalışmalarını sürdüren Abbas Kiyarüstemi, bundan sonra filmlerinin daha az hikâyeli, bol görüntülü olacağını söylüyor.
Bazen filmlerin görselliği o kadar güçlü olur ki 'adeta fotoğraf karesi' deriz. Bunun tam tersi ise İran sinemasının babası, Abbas Kiyarüstemi'nin, önceki gece Akbank Kültür ve Sanat Merkezi'nde Ali Akay'ın küratörlüğünde açılan "Kar ve Yol" sergisinde yaşandı. Yönetmenin her karesi, adeta başlı başına bir filmdi. Aslında öylesine çekilmiş, sanki oradan geçen herhangi birinin eline geçirdiği herhangi bir makineyle hemen çekebileceği fotoğraflar gibi duruyor. Oysa biraz dikkatli bakıldığında gayet titizlikle seçilen kadrajların, ışığın, bakana bir şeyler söylediği çok açık. Biz yine de bunları yönetmenin ağzından dinleyelim istedik ve serginin hemen üst katında kendisiyle bir söyleşi yaptık.
Bir yönetmene 'fotoğraf karesi' ne ifade ediyor?
Ben sinemaya başlayıp daha sonra fotoğrafa yöneldim. Başta fotoğraf yoktu. Sinema ve fotoğraf birbirinden çok farklı olabilir; ama birbirleriyle etkileşim halinde oldukları da bir gerçek. Bence ikisi de bir hikaye anlatıyor; ama sanırım fotoğrafın hikayesi çok daha kolay algılanıyor. Yani kimse "Ben bu fotoğrafı anlamadım" demez; ama filmler için bu söyleniyor!
Peki "Kar ve Yol" teması nasıl oluştu?
Hiçbir zaman çektiğim fotoğrafları birine göstereyim diye çekmem. Bu sergi teklifi geldiğinde çektiğim pek çok resmi önüme alıp düşündüm ve baktım ki çoğunda yol var. Son çektiğim "Yollar" filminde sorduğunuz soruyu ben de kendime sordum. Ama doğrusu bir cevap bulamadım.
Fotoğrafın yanı sıra belgesel çalışmalarınız da hâlâ sürüyor. Belgeselden vazgeçememenizin sebebi nedir? Belgeselde size cazip gelen ne?
Ben ilk filmlerimde bile belgesel çekmek istiyordum. O zaman da gerçek mekan kullanıyordum, gerçek hayatın içinden şeyler yapmaya çalışıyordum. Ama önceki filmlerimde hikaye daha ön plandaydı, şimdi gitgide geride kalıyor. Artık görüntü, doğrudan kendini anlatıyor. Hatta bence bir yakın çekim, seyirciye pek çok şey anlatabilir. Filmlerimde yavaş yavaş kareler büyüyor, hikaye azalıyor.
İran sinemasını temsil eden ve kendi sinema dilini kurmuş bir yönetmensiniz. Bunun yanında Avrupalı yönetmenlerle ortak çalıştığınız filmler de oldu. Bu nasıl bir tecrübe?
Bu çalışmalarda herkesin müstakil bölümleri vardı. Ama birbirimizi çekimlerden önce ve sonra sık sık görüyor ve konuşuyorduk. Yönetmenler akraba gibidir. Mesela Ken Loach'u filmlerinden tanıyordum. Karşılaşınca hiç şaşırmadım; tam beklediğim gibi, bana çok benzeyen biriydi, onca kültürel farklılığa rağmen. Yaptığımız iş, bizi yakınlaştırıyor bence.
Filmlerinizde teori ile pratik, beklenen ile karşılaşılan arasındaki çatışmayı görüyoruz. Ama bu çatışmayı umutsuzlukla değil, bir mizah duygusuyla veriyorsunuz. Bu duygunun kaynağı nedir? İçinizden gelen bir şey mi yoksa tam da yetiştiğiniz dönemde İran'ın yaşadığı büyük karışıklıklara karşı geliştirdiğiniz bir direnme biçimi mi?
Filmlerimin ilhamını hep hayattan aldım. Hayatta ne olup bitiyorsa filmde de o olur. Hayatın içinde her zaman bir umut vardır, mizah hep vardır. Bunun filmlerde de olması, filmlerin gerçekçiliğidir.
Karşıtlıkları göstererek 'birlik'e işaret ediyorlar
Esasen Doğu algısının temelinde bulunan ve 'vahdet' esasına dayanan, her şeyin iç içe, birlikte ve hatta 'zıddıyla kaim' oluşu, Kiyarüstemi'nin bütün çalışmalarına siniyor: Pekala gövdesi gerçek, yaprakları gölge olan bir ağaçla karşılaşabilirsiniz bu sergide; ya da bir ağacın sadece gövdesi, diğerinin de sadece yaprakları, bir 'tam' etmek üzere aynı karede yer bulmuş olabilir. Söz konusu olan 'yol'sa durum net: Sağlı sollu iki büyük kaya kütlesi ve çöken sis arasında kıvrılan yol gösteriyor ki, bu fotoğrafları çekenin derdi, 'her şeye rağmen' yolda olmak; yola koyulanlarla yolda yorulanlar arasında mizaç değil mahreç farkı olduğunu da unutmadan. Yolda olmak ki bunu filmlerinde de yapar. Filmlerin de bir sonu yoktur; seyirci, filmin açtığı yoldan, Kiyarüstemi'den bağımsız olarak gidebilir dilerse. Ve belki de böylece "Çözüm"de, arabası bozulduğu için yolda kalan ve hiçbir araba durmadığı için, yola yürüyerek devam etmek zorunda kalan adam gibi, yolda daha önce görmediği şeyleri, belki de hayatı keşfeder!
Godard'ın övdüğü yönetmen
Ünlü sinemacı Jean Luc Godard, "Sinema Griffith'le başlar, Kiyarüstemi ile biter." demiş. Sebebini tahmin etmek zor değil; siyasî hayatı değişip duran İran'ın sinemasına yepyeni bir hava getirdi o. Üstelik bu hava yalnız İranlılara değil tüm insanlığa hitap edebiliyordu. Devlet adına çocuklara film yaparak başladığı kariyerinde sansürle boğuştuğu da Altın Palmiye aldığı da oldu. Yeri geldi; hiç gocunmadan dijital kamerayla çalıştı. Hepsini toplayıp 'eşittir' dediğimizde insanın ve dünyanın hakikatine erme yolunda bir yolcu çıkıyor karşımıza.
(Zaman - Elif Tunca) |