Paldır küldür bir gün gene. Bin tane idealle yatılmış bir gece. Bin bir kere küfürle kalkılmış bir sabah. Geceleyin aç karna içilen sigaraların hesabı soruluyor dudaklara. Üç beş santim zifte sahip olmuş bir mide. Puslu ve gürültülü bir sabah. İşe geç kalınmaması için koşturulan yarı ıslak yollar. Çamur olan paçalar. İğrenç potinlerden dolayı utanılmaması gereken durumlar. Demir işyeri kapısı. Soğuk işyeri sahibi suratı. Uykusuzca seyredilen dağınık masa. Kaza edilecek sabah namazı. Soğuk suyla alınacak abdest. Dualar namazdan uzun. Aç karna içilecek üç-beş bardak çay. İstenilmeyen misafirler. Samimiyetsizce yapılan "nasılsınız"lar. Erken yaşta çürümeye başlamış gözaltları. Aynada suratıma bakacak cesaretim yok ürküntüden. Geç kalmış irsaliyeler, çıldırtıcı kasım ayı makbuz birikintileri. Tüzüğe göre izin alınması gereken bilmem kaç sayılı devlet kuruluşları. Dur durak bilmeyen telefonlar-fakslar. Dışarıdan gelen gürültü. Yazılmayı bekleyen hikayeler. Cevaplanmayı bekleyen mektuplar. Ne yenileceğine karar verilemeyen öğle yemekleri. Yarım kalmış kitaplar. Bitirilmeyen dergiler. Boşa geçirilen vakte kanayan bir vicdan. Bir türlü başlatılamayan dil çalışma programı. Saçma sapan anıları anımsatan bir bilinç. Ani gülümsemeler, kahkahalar, kendi kendine konuşmalar. Sonra etrafı kontrol etmeler utanmamak için. Günün iki saati verilen takıntılar. Yıllar öncesinde kalmış; ağzı burnu kırılması gereken mahalle arkadaşları. Bir oturuşta bitirilmesi gereken bir kitap. Üçüncü satırında dağılan konsantre. Nasıl bittiği hesap edilemeyen bir gün yine. "Ben çıkıyorum'lar". Bıkkınlıklar, yenilgiler, iradesizlikler, eşşeklikler. Sıkışık dolmuşlar. "Şunu uzatır mısınız'lar". Amman dökülmesin bozuk paralar. "Arkayı beşleyelim." Görünen su deposu. Eve kalan iki durak. Yani iki yüz elli yedi metre. Yani "beş dakika yirmi sekiz-elli üç saniye'ler". "Müsait yerde inelim'ler". Gıcırdayan bahçe kapıları. Komşu selamları. Soğuk ev girişi.
***
Ömrümün ilk üçte biri bir şekilde geçti, ikinci üçte biri nasıl geçer bilmiyorum ama üçüncü bölümünü şehrin uzak bir mahallesinde geniş bir arazide büyük bahçeli, kayınların arasında kaybolmuş kerpiç bir evde Sadri Alışık'ın siyah beyaz filmlerini izleyerek, Nayi Osman Dede'den uşşak peşrevi dinleyerek ve Sadi-i Şirazi okuyarak geçirmek istiyorum.
HİLMİ ABİ'NİN ÖLÜMÜ
Evlerimizde oturuyorduk.
Sala verildi. Bağrışlar, çığrışlar, ağlamalar. Dışardan. Hilmi Abi öldü dediler. Emekli bir memurdu kendisi. Halim selim, alicenap, kadirşinas kişilik. Mahallece toplandık. Yıkadık. Namazını kıldık. Gömdük. Yemekler götürdük ölüevine. Yemekler yedik ölüevinde. Bitti. Hepsi topsu bir saat elliüç dakika kırkyedi saniye harcadık Hilmi Abi için.
Evlerimizde oturuyorduk.
ŞU BU Uyanış, sabah, bıkkınlık, küfür, lavabo, balgam, ayak serçe parmağı, pantolon, çorap, günah, anahtarlık, cüzdan, çakmak, ceket, kapı kolu. *** Paldır küldür bir gün gene.