« Anasayfa | Künye | Arşiv 18 Eylül 2021, Cumartesi
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
Edeb Yahu
Nedret Kudret
Erdem Bayazıt Ey!

Gölgelik
Köksal Alver
Tek Söğüt

Dil Ağacı
İbrahim Demirci
Kafı Yutanlar

Kelimeler ve Şeyler
Abdullah Harmancı
Seni Ne İhtiyarlattı?

Mızrak ve İlmihal
Ahmet Murat
İmamın Hatırlanışı

Saksağan
Osman Özbahçe
Dünya Aklıma Yatmıyor

Şiir Çıkmazı
Mehmet Solak
Kimi, Nereye Götürür Şiir?

[ Edebiyat -> e-sohbet ]

Hüzeyme Yeşim Koçak: "Mutluluğun Resmini Çizmeye Hevesleniyorum"

05.05.2005 - 01:13

Hüzeyme Hanım, bütün 40ikindi.com konuklarına aynı soruyu sorduk; size de soralım: Okumaya, yazmaya olan ilginiz nasıl doğdu? Nasıl başladı? Ve hikâyede karar kılışınız...

Ailede şiir yazan fertler vardı. Babam okumayı seven ve teşvik eden bir insandı. Bunun yanı sıra küçük bir kazada (Kütahya / Tunçbilek'de)yaşıyor olmam, annemin hastalıkları sonucu doğan hüzünlü vasat; babamın "çevre dokusuna(!)" uymayan fikirleri, "dışlanmaya"; toplumla bağlarımızın ister istemez gevşemesine ve bir "kaçış duygusuna" yol açmış; sonuçta okuma saatlerimi arttırmış, içimdeki yazarlık duygusunu kışkırtmış olmalı. Yalnızlık her zaman tahrip edici bir rol oynamıyor; bazen de inşa ediyor. Sizi bir yönde topluyor.

Yazı konusundaki yeteneğime hep parmak basılmıştı; kompozisyonlarım beğenilirdi. İlk olarak hikâye yazmıştım. Alakamı çekti; sevmişim demek ki... Şiir hevesim, okuma aşamasından, yazma merhalesine bir türlü erişemedi. Nesrin büyüsü her zaman galip geldi; ki şiiri/şiirselliği de içine alabilirdi... Roman arzu etsem de, baş edemeyeceğim zorlu bir yokuş olarak çekindirdi. Zaten ilk yazdığım roman "Sindrella'nın Papucu" da sanıyorum büyük bir hikâyeydi.

Hangi hikâyecileri daha çok beğendiniz? Sizi hangi yazarlar daha çok çekti okuma, yazma serüveninizde?

Ömer Seyfeddin, Sait Faik, Nazan Bekiroğlu, Mustafa Kutlu, Rasim Özdenören... Yazar olarak, pek çok isimden yararlandım, beslendim. Dönem dönem sevdiklerim, etkilendiklerim, gözdelerim oldu. Şule Yüksel'i; hatta Agatha Christie'yi bile sayabilirim. Hz. Mevlâna, Peyami Safa, Cemil Meriç, Ahmet Hamdi Tanpınar, İsmet Özel, Tarık Buğra, Arif Nihat Asya, Samiha Ayverdi, Nihal Atsız, Sevinç Çokum, Alev Alatlı, Emine Işınsu ve bütün zamanlarımın sevgilisi, her zaman için büyük bir cazibe kaynağı Necip Fazıl... Batı Edebiyatı'ndan herkesin üzerinde ittifak ettiği bazı isimler... Yeni keşfettiklerim, döndüklerim, özlediklerim ve beni çağıranlar oluyor.

İnsanın kendine bakması zordur ama, kendi hikâyelerinize baktığınız zaman, kendi yazdıklarınıza baktığınız zaman, kendinizi nasıl tahlil ediyorsunuz? Kendinizi nasıl yorumluyorsunuz? Örneğin yoğunlaştığınız izlekler, en çok odaklaştığınız noktalar...

Emin olmamakla birlikte, bazı şahsî özelliklerimi, söyleyebilirim belki. Sevecen, gülümseyen, biraz da muzip, delişmen bir yazar. Yazılarıma siniyor; konu seçimimi, işleyişimi, dilimi etkiliyor sanıyorum... Ayaklarım yere basıyor, ama hissî bir yoğunluğu, bir parça romantizmi, ironiyi de inkâr edemem. Bazı değerlerimiz üzerindeki hassasiyetim ve samimiyetim kalemimi sivrileştiriyor; fakat öyle ümit ediyorum ki kalbimin yumuşak noktasına ve muhabbet yüküne halel getirmiyor.

Karanlık, vâveylacı, fazla telaşlı, bunaltıcı yazılardan hoşlanmıyorum. Çünkü yeterince acı bir dünyada yaşadığımızı biliyorum. Hayatın kendisinin muhteşem bir güzellik olduğunu düşünerek; benim için en temel gerçeklik olarak sevgiyi görerek; metinlerime bir muhabbet sıcaklığı ve hoşluğu vermek istiyorum.

Aşk, sıkça ele aldığım, sevdiğim bir konu. Gönül işleri, gönül rengi ve sesi beni cezbediyor. Sonra; beşerin "mükemmelleşme" serüveni, kemal yolculuğu, aşkınlık... İnsanın ve hayatın derinlikleri... Güzellikler...

Modern hayatın getirdiği ve insana yüklediği bazı olumsuzluklara; kadın ve erkekteki düşüşe, özüne ve kültürüne yabancılaşmanın; Yaratıcı'yla iletişimi koparmanın getirilerine de değiniyorum. Bazen de mutluluğun resmini çizmeye hevesleniyorum.

Hikâyelerinizde kullandığınız dil günümüz yazarlarının dilinden kelime haznesi bakımından daha farklı... Bunu tamamen olumlu bir puan olarak gördüğümü söylemek istiyorum. Daha geniş, daha zengin, artık çok fazla kullanılmayan kelimelere de sıcak baktığınız görülüyor. Bu durumun sebebi nedir? Okumalarınız, eğitiminiz?..

Tamamiyle "dinozor" olmamdan kaynaklanıyor. Esasen kelime haznemi yeterli görmüyor ve eksikleniyorum. Fakat günümüzde, dil konusunda hız kazanan bazı menfî gelişmeler; kimilerinin dili ve temsil ettiği "Gönül dilini" de silip süpürme arzusu; lisan dahil küçüklükte saplantılı tercihleri; benim gibi yazarları "marifetli(!)" gösterebiliyor.

Yüz çevrilen kelimeler, bizim öz malımız. Onların katli beni ziyadesiyle üzüyor. Bize has bir insan tipini, idrakimizi; inşa dilini ve bir medeniyeti kaybediyoruz gibi geliyor.

Uydurukça kullanan, uydurma yazarlardan mümkün mertebe kaçıyorum. Yapay diller zevk vermiyor. "Ayrı dillerin" insanlarıyız.

Üç dört kitabı bir arada okumak gibi, bir âdetim var. Farklı kitaplara, yazılara daldığım ve içinden çıkamadığım da olur.

Bana da çok sorulduğu için sormak istiyorum: Konya'da olmak ve edebiyatla uğraşmak ne anlama geliyor? Konya dışına çıktığım zaman, örneğin İstanbul'da bana başka gezegenlerden gelmiş bir yaratık gibi bakıldığını görüyorum. "Aaaa Konya mı?.. Zor olmuyor mu?" gibi... Edebiyat İmparatorluğu'nun dışında olmak bir yana, bir de İstanbul'da bulunmamak... Bende bir yara gibi durdu hep... Peki siz ne diyorsunuz bu işe...

İstanbul'da bulunmanın önemini, elbette inkâr edemem. Sanat/kültür iklimi, bütün esintileri, çeşitliliği ve cömertliğiyle yaşanabiliyor. Diğer taraftan galiba Anadolu'yu tanımamaktan ileri gelen bazı peşin hüküm ve eleştiriler de söz konusu edilebiliyor. Halbuki İstanbul dışındaki yerlerde de iyi sanatçılar, yazarlar yetişiyor. Yeteneğin taşrasının, cinsiyetinin, yaşının olmadığını zannediyorum. Bunun yanında ilâhi takdire, nasibe, kadere inanıyorum.

Her mekânın, şehrin keşfedilmeyi bekleyen, apayrı güzellikleri bulunduğunu varsayıyorum. Edebiyat İmparatorluğu'nda görülen iri didişmeler; pay, saltanat kavgaları, benlik davalarına buralarda fazla rastlanmıyor. Nisbî bir huzur ve sükûn var sanki.

Anadolu'muzun da hizmete ihtiyacı var. Mesela siz, "edebî değerini" ispatlamış genç bir yazarımız olarak; ses getiren sanat faaliyetleri yapıyor, arkadaşlarınızla kaliteli bir edebiyat ortamı oluşmasına vesile oluyorsunuz.

Konya'yı seviyorum. Hayat hikâyemin farklılığı, belki kişiliğim, cinsiyetim, muhtemelen hayatımın "merkezî değerleri" belli bir doyum noktası sağlıyor. Adım adım ilerlemekten aldığım lezzetse; beni istikbalden ziyade hâle odaklandırıyor ve mahrumiyetlerimden çok, kazanımlarıma, bahşedilen lûtfa dikkatimi çekiyor.

Bir "iç güzellik mekânını" dışlaştırıp, üste çıkarak, mekân ve zaman şartlarını lehimize çevirebilir; yahut zaman ve mekânı değişik bir bakış açısı ve düşünüş biçimiyle, derunî güzelliklerle aydınlatabiliriz gibi geliyor. Böyle bir hayali, sevdayı taşıyorum.

Gene bu cümlelerden olarak, ülkemizdeki edebiyat alemine nasıl bakıyorsunuz? Bir tarafta hemen her gün yeni bir romancı edebiyat dünyasına katılırken, bir tarafta Rasim Özdenören'in adını duymamış "bir sürü" okur...

Pek çok sahada; geçmişten ve günümüzden ismini duyuramamış, az bilinen, sistemli olarak nisyana terk edilen nice kıymetimiz var. Bir kere, talepler, yönelimler farklı. Bazı yazarlar, bize özgü bir sanatçı şahsiyetini ve hiçbir değerimizi kendine mal edememekle birlikte; zirvede gösteriliyor, kasıtlı olarak önü açılıyor. Azımsanmayacak sayıda, belli bir kesim okur da; herhangi bir temyiz, tefrik melekesine, ölçü fikrine sahip olmadığı için, kendisine renkli drajeler halinde sunulan yazar ve eserlerini kolayca yutuyor. Medya öylelerini sürekli destekliyor; neticede bu sağlıksız düzen sürüp gidiyor.

Eser sayısındaki çokluğa mukabil, bildiğiniz gibi "nitelik" nadir görülüyor. Her yazıcının, gerçekten kabiliyetsiz olanların bile, ülkenin en iyi yayınevinde yapıtını çıkarma, çabucak şöhrete ulaşma hedefi var. Ehliyet, liyakat, hakkaniyet gözetilmiyor. Ancak bazı köklü gelişmeler sebebiyle de ümitleniliyor.

İki kitap yayınladınız. Bu kitaplar hakkında bilgi vermenizi isteyeceğim sizden. Bir okurun bilemeyeceği şeyler... Nasıl oluştular? Nasıl yazıldılar? Ne kadar zamanda yazıldılar? Ve bundan sonra neler yayınlayacaksınız? Neler planlamaktasınız?

"Saklı Değerler", ilk kitabımdı. İçinde "Hayriye'nin Düğünü", "Kedim ve Ben" gibi gençlik hikâyelerim de vardı. Hayriye'nin Düğünü; Mesut Akhtar Shaikh tarafından, Urduca yayınlanan bir antolojiye dahil olarak, bana hayatımın sürprizini yaşattı. Diğerleri 1997'den sonra yazıldı. Hikâyelerin bazılarında, otobiyografik öğeler bulunuyordu. "İyi bir tecrübe, bunu okurla paylaşmalıyım" diye düşünmüştüm. "Bana Anne Der misin?" bu cümleden... İhtimamla "saklandılar" ve 2003'te ortaya çıktılar.

"Bırakın Güzel Konuşsun" ilk deneme kitabımdı. 8 ay gibi bir sürede yazıldı. Ama onu şekillendiren ve düzenleyen süreç, 20 seneden aşağı değildi. Yazımı kolay, yaşanması zor... Kitap; güzele ve güzelliğe çağrıydı. Bir Güzel'in adına, hatırasına da yazıldı.

Bir öykü kitabı, nasipse yakın bir tarihte okura ulaşacak. Diğeri ise sırada, yayınlanmayı bekliyor. Ayrıca yeni bir deneme kitabı düşünüyorum.

Röportaj: Abdullah Harmancı

Hüzeyme Hanım, bütün 40ikindi.com konuklarına aynı soruyu sorduk; size de soralım:  
KırkpâreTümü »

» Suç Bende / Deniz Işık
» Sesinden İçmek Senin / İnci Okumuş
» Gittin / Ramazan Özer
» Akasya Ağacı / Atilla Akın
» Son / Senem Gezeroğlu
Edebiyat MasasıTümü »
» Geçen Ay Edebiyat: Kasım-Aralık 2009 / Elif Hafsa Katırcı
» Geçen Ay Edebiyat: Mart-Nisan 2009 / Elif Hafsa Katırcı
» Geçen Ay Edebiyat: Ocak-Şubat 2009 / Elif Hafsa Katırcı
» Geçen Ay Edebiyat: Aralık 2008 / Elif Hafsa Katırcı
» Geçen Ay Edebiyat: Ekim-Kasım 2008 / Elif Hafsa Katırcı
Türk Şiir AnıtlarıTümü »
» Şeyh Galib
» Taşlıcalı Yahya
» Ahmet Haşim
» Namık Kemal
» Mehmet Akif Ersoy

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Henüz yorum yapılmamış.

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
ELİF LAM RA (28.10.2011 - 00:02)
Yorum için üye olun!