|
[ Haberler -> Tasarım Haberleri ] Sabreden 'Çağdaş Türk Sanatı' Muradına Erdi 07.04.2007 - 15:13 Güncel Türk sanatı için söylenegelen 'zaten yoktu', 'kimse önemsemedi', 'hiç destek görmedi' gibi cümleler bundan sonra biraz daha ölçülü kullanılacak. Zira, yaşayan güncel Türk sanatçılar için bir dizi monografi ve sergi hazırlanıyor. Böyle laflar edenlerin karşısına fazla değil üç sene sonra 20 kitaplık bir seri çıkacak. Uluslararası platformda tanınan sanatçılar, 4. İstanbul Bienali küratörü René Block'un koordinatörlüğündeki proje kapsamında bir yandan kendilerini anlatacak, bir yandan yapıtlarını sergileyecek. Yapı Kredi Yayınları iki ayda bir, bir kitabı kitapçı raflarına yerleştirirken Kazım Taşkent Sanat Galerisi, söz konusu sanatçıların yepyeni eserlerinden oluşan sergileri ağırlayacak. İlk kitap 'Hale Tenger/İçerdeki Yabancı' raflara, ilk sergi 'Lâhavle' galeriye yerleşti bile.
2007 bitmeden Füsun Onur, Gülsün Karamustafa, Aydan Murtezaoğlu, Hüseyin Alptekin, Halil Altındere ve Bülent Şangar'ın monografilerinin yayınlanacağını söyleyen René Block'un planında şimdilik 20 kitap var. Biraz daha ağır işleyecek sergi programında ise eylülde Füsun Onur, kasımda Gülsün Karamustafa yer alıyor. 15 yıldır Türkiye'nin çağdaş sanat ortamını gözlemleyen Block, "1991'de İstanbul'a geldiğimde çağdaş sanat alanında görülebilecek neredeyse hiçbir şey yoktu. Maçka ve Galeri Nev gibi birkaç galeri, modern sanat çalışmalarını sergilemeye çalışıyordu; ama çağdaş/güncel ile modern sanatı ayırmak lazım." diyor. Bir zamanlar görünmeyen ve sessiz kalan İstanbul sanat ortamının son yıllarda bienallerin de etkisiyle kelimenin tam anlamıyla parladığını söyleyen Block, bu gelişimin daha büyük bir izleyici kitlesine ulaşması gerektiğini düşünüyor. "Monografiler sanatçıları anlatırken, sergiler onların yeni işlerine ev sahipliği yapacak." diyen Block, Türk sanatçıların politik değişimlere kafa yoran tarzını ve diyeceklerini oyun oynamadan doğrudan söylemelerini özellikle beğeniyor.
Yâ sabır!..
İlk sergi ve ilk kitap 1960'ta İzmir'de doğan; ama kendini hiçbir zaman İzmirli hissetmeyen bir sanatçıya, Hale Tenger'e ait. Pek çok yapıtında gizliden ya da açıktan güç ilişkilerini sorgulayan Tenger, Kazım Taşkent Sanat Galerisi'nde doğrudan, hiç oyunsuz odaklanıyor güçlü ve güçsüzlere. 6 metreye yakın 9 çift, gri pantolon ve siyah rugan ayakkabı giymiş devlerin arasında dolaşan bireyin çaresizliğe kapılmaması elde değil. Sadece ayakları ve bacaklarının bir kısmını görebildiğimiz devler, dayanamama, sıkıntı, bunalma ve sanatçının özellikle istediği sabır taşması halini de yaşatıyor izleyiciye. 'Lâhavle' kelimesini hem sabrın sonuna gelindiğini çok etkili anlattığından hem de günümüz dilinin dışında kalmasına rağmen yerine yeni bir söz türetilememiş olmasından çekici bulmuş sanatçı. "Bu söz, duanın kudret ve kuvvet sahipliğini insandan soyutluyor. Ayrıca insanın insana karşı kudret ve kuvvet uygulama halini -çok dolaylı da olsa- eleştiriyor." diyen Tenger, 'Kudretsiz' bir kalabalığın bu hissi paylaşacağını bilmenin belki de tek tesellisi ya da bu serginin asıl sebebi olduğunu söylüyor.
Karanlık mekânda ayakları görünen devlerin yanı sıra üç video var sergide. Hüzünlü bir müzik eşliğinde dönüp duran görüntüler, dev heykellerle hem bir tezatlık oluşturuyor hem de onlarla bütünleşiyor. Ayakları olmayan kimselerin kullandığı tekerlekli arabalarda gitmeye çalışıp gidemeyen insanlar var videolarda. Güçlü ve güçsüz arasındaki gerilimi, çaresizlik ve sıkışmışlık hissini bu görüntüler olmasa da devlerin ayaklarının etrafında dolaşmak yeterince veriyor. Türkiye'nin güdük halleri, burnumuzun dibinde hallaç pamuğu gibi savrulan komşu ülkeler, iktidar, güç ve para... 5 Mayıs'a dek görülebilecek sergideki tek umut ışığı, duyulan müziğin melodisinde belki de. Zira, yaşayan güncel Türk sanatçılar için bir dizi monografi ve sergi hazırlanıyor. Böyle laflar edenlerin karşısına fazla değil üç sene sonra 20 kitaplık bir seri çıkacak. Uluslararası platformda tanınan sanatçılar, 4. İstanbul Bienali küratörü René Block'un koordinatörlüğündeki proje kapsamında bir yandan kendilerini anlatacak, bir yandan yapıtlarını sergileyecek. Yapı Kredi Yayınları iki ayda bir, bir kitabı kitapçı raflarına yerleştirirken Kazım Taşkent Sanat Galerisi, söz konusu sanatçıların yepyeni eserlerinden oluşan sergileri ağırlayacak. İlk kitap 'Hale Tenger/İçerdeki Yabancı' raflara, ilk sergi 'Lâhavle' galeriye yerleşti bile.
2007 bitmeden Füsun Onur, Gülsün Karamustafa, Aydan Murtezaoğlu, Hüseyin Alptekin, Halil Altındere ve Bülent Şangar'ın monografilerinin yayınlanacağını söyleyen René Block'un planında şimdilik 20 kitap var. Biraz daha ağır işleyecek sergi programında ise eylülde Füsun Onur, kasımda Gülsün Karamustafa yer alıyor. 15 yıldır Türkiye'nin çağdaş sanat ortamını gözlemleyen Block, "1991'de İstanbul'a geldiğimde çağdaş sanat alanında görülebilecek neredeyse hiçbir şey yoktu. Maçka ve Galeri Nev gibi birkaç galeri, modern sanat çalışmalarını sergilemeye çalışıyordu; ama çağdaş/güncel ile modern sanatı ayırmak lazım." diyor. Bir zamanlar görünmeyen ve sessiz kalan İstanbul sanat ortamının son yıllarda bienallerin de etkisiyle kelimenin tam anlamıyla parladığını söyleyen Block, bu gelişimin daha büyük bir izleyici kitlesine ulaşması gerektiğini düşünüyor. "Monografiler sanatçıları anlatırken, sergiler onların yeni işlerine ev sahipliği yapacak." diyen Block, Türk sanatçıların politik değişimlere kafa yoran tarzını ve diyeceklerini oyun oynamadan doğrudan söylemelerini özellikle beğeniyor.
Yâ sabır!..
İlk sergi ve ilk kitap 1960'ta İzmir'de doğan; ama kendini hiçbir zaman İzmirli hissetmeyen bir sanatçıya, Hale Tenger'e ait. Pek çok yapıtında gizliden ya da açıktan güç ilişkilerini sorgulayan Tenger, Kazım Taşkent Sanat Galerisi'nde doğrudan, hiç oyunsuz odaklanıyor güçlü ve güçsüzlere. 6 metreye yakın 9 çift, gri pantolon ve siyah rugan ayakkabı giymiş devlerin arasında dolaşan bireyin çaresizliğe kapılmaması elde değil. Sadece ayakları ve bacaklarının bir kısmını görebildiğimiz devler, dayanamama, sıkıntı, bunalma ve sanatçının özellikle istediği sabır taşması halini de yaşatıyor izleyiciye. 'Lâhavle' kelimesini hem sabrın sonuna gelindiğini çok etkili anlattığından hem de günümüz dilinin dışında kalmasına rağmen yerine yeni bir söz türetilememiş olmasından çekici bulmuş sanatçı. "Bu söz, duanın kudret ve kuvvet sahipliğini insandan soyutluyor. Ayrıca insanın insana karşı kudret ve kuvvet uygulama halini -çok dolaylı da olsa- eleştiriyor." diyen Tenger, 'Kudretsiz' bir kalabalığın bu hissi paylaşacağını bilmenin belki de tek tesellisi ya da bu serginin asıl sebebi olduğunu söylüyor.
Karanlık mekânda ayakları görünen devlerin yanı sıra üç video var sergide. Hüzünlü bir müzik eşliğinde dönüp duran görüntüler, dev heykellerle hem bir tezatlık oluşturuyor hem de onlarla bütünleşiyor. Ayakları olmayan kimselerin kullandığı tekerlekli arabalarda gitmeye çalışıp gidemeyen insanlar var videolarda. Güçlü ve güçsüz arasındaki gerilimi, çaresizlik ve sıkışmışlık hissini bu görüntüler olmasa da devlerin ayaklarının etrafında dolaşmak yeterince veriyor. Türkiye'nin güdük halleri, burnumuzun dibinde hallaç pamuğu gibi savrulan komşu ülkeler, iktidar, güç ve para... 5 Mayıs'a dek görülebilecek sergideki tek umut ışığı, duyulan müziğin melodisinde belki de. (Jülide Karahan - Zaman) |
|
|
|
Güncel Türk sanatı için söylenegelen 'zaten yoktu', 'kimse önemsemedi', 'hiç destek görmedi' gibi cümleler bundan sonra biraz daha ölçülü kullanılacak.  |
|
|