A. Ali Ural Merdiven dergisinde yayımladığı öykülerini "Yangın Merdiveni" adı altında kitaplaştırdı. Bilindiği gibi A. Ali Ural şair. Bir şairin öykü yazması yeni değil. Necip Fazıl, Cahit Zarifoğlu, Sabahattin Ali, Sait Faik... gibi Türk Edebiyatının mihenk taşlarını oluşturan isimlerin bir çoğu şairdir ve öykü de yazmışlardır. Tabii bunlardan bazıları şiiriyle bazıları öyküleriyle başarılı olmuşlar, Türk Edebiyatının önemli isimlerine baktığımızda bir çoğu ilk çıkışlarını şiirle yapmalarına rağmen sonradan öykü, roman, denemeye kaymışlardır. A. Ali Ural bir çok edebi türde kalem oynatabilen bir yazardır. Öykü kitabından önce mektup-deneme kitabı olan "Posta Kutusundaki Mızıka"yı yayımlamıştı. "Yangın Merdiveni" kitabını "Kaçış Hikayeleri" alt başlığıyla yayımladı. Bir çok manaya geliyor bu alt başlık... Fakat kitap okunduktan sonra aksettirilmek istenen mana ortaya çıkıyor.
Yangın Merdiveni'nde yirmi beş tane öykü bulunuyor. Öyküler okuru sıkmayan, onu kendine bağlayabilen uzunlukta. Genel olarak öyküler şehir hayatında geçiyor. Mekan şehir, zaman modern zaman diyebiliriz. Modern hayatın, kalabalığın, insana nefes dahi aldırmadığı anlarda muhayyilesinin çalışma ürünleri ya da olayları değişik açılardan (özellikle metafizik açıdan) yorumlama, canlandırma çabası hakim. Günlük hayatta göremeyeceğimiz, fizik kurallarına göre olmayacak olaylar cereyan ediyor öykülerde. Ural'ın şair duyarlılığı ve şair dili kendini hissettiriyor. Bu bir önyargı değil. Ali Ural şair diye öykü dili de şairane olacak gibi bir peşin hüküm sahibi olduğumuz sanılmamalı. Fakat öykülerinde gerçekten şairane cümleler hatta paragraflar var. Bazı öyküleri şiirin imkanlarından fazlasıyla yararlanıp yazılmış. Örnek olarak "Düello" adlı öyküyü verebilirim. "Eldiven bir cemre gibi düşüyor toprağa. Demek bu meydan ısınıyor. Dört adam hararetini değil enini ve boyunu ölçüyorlar meydanın; iki yanına kireçle çizgi çekiyorlar; sınır olmalı. Sınır olsaydı burada ne işi vardı?Ya bu yangın sınırı?" (S. 60)
Edebi türler arasında bağlantılar kurulagelmiştir. Özellikle şiir-deneme-öykü türleri arasında. Yangın Merdiveni'nde genellikle olaylar, hareketler anlatıldığı için bu ayrımı kolay yapabiliyoruz. Anlatılan hikayeler kare kare film şeritleri gibi. Durmaksızın gerilim ve aksiyon bulunuyor öykülerin genelinde. Kelime, cümle tekrarları öykülerin akıcılığını ve daha yoğun olan hareketliliği artırıyor. "O ne, havada matador! O ne, kanlar içinde yüzüstü düşüyor toprağa! O ne, toprak hala sallanıyor! O ne, korkunç bir alkış yükseliyor göğe! O ne korkunç bir böğürtü sağır ediyor kulakları! O ne, tribünlerde binlerce boğa oturuyor!" (S. 17)
Öyküler beklenmedik olaylarla sonlanıyor ve öykünün sonunda ise okurun durup düşünmesine neden oluyor. Bireysel hayattan toplumsal hayata varıncaya kadar derin, ince eleştiriler barındırıyor. Bir dolmuş durağında, otobüste, parkta bir solukta okunup zevk alınabildiği gibi önemli insani yitiklerimiz hatırlanıyor öykülerde. "Ve durdu... Evet araba durdu! Karşısındaki duvarda cılız bir ışık yandı. Aman Allah'ım! Bu nasıl bir adamdı? Elleri, yüzü, her tarafı kan içindeydi. Kolunun biri kopmuş, gözleri oyulmuş, kalbi sökülmüştü. Hayır, bu bir oyun olamazdı. Kan kokusu duyuyordu. Bu kadar doğal bir maket olamazdı! Olabilir miydi yoksa? Ona dokunmalıydı. Korkudan kalbi yerinden fırlayacaktı. Dokunmalıydı ona. Elini yaklaştırdı. Titriyordu. Loş ışıkta duran odama dokundu. Kanın sıcaklığını neden duymuyordu? Etin yumuşaklığını neden hissediyordu? Soğuk, parlak bir yüzeydi dokunduğu. Biraz daha dikkatli baktı; AYNA! AYNAYA DOKUNUYORDU!" (S. 32)
Yazar öykülerinde bilinmezler üzerinde duruyor. İsimsiz kahramanlar, mekanın birkaç cümleyle tasviri, zamanın belirsizliği gibi. Cansızları, canlıları konuşturuyor, kılıktan kılığa sokuyor. Yukarıdaki parçada olduğu gibi kalbi olmayan bir insan yaşayabiliyor. Öykülerin ilk cümlesinden başlayan olağandışılığın son cümleye kadar devam etmesi anlaşılmasına rağmen bazı öykülerde normal olan olaylarda enteresan, komik noktalar da bulunuyor. Örneğin "Ambulans" adlı öyküde. "Fırsat bu fırsattı. Koşa koşa indim köprünün merdivenlerinden ve ambulansın arkasındaki taksiye atladım. 'peşinden ayrılma' dedim. Şoförün gözleri ışıldadı. 'Bakarız icabına' dedi, bıyık altından. Ambulansın peşindeydik. Devamlı kornaya basıyor, diğer arabalara hastanın yakını olduğumuz intibaını vermeye çalışıyorduk. Yanımızdaki arabaların pencereleri açılıp; 'geçmiş olsun, çok mu ağır' diye sorulduğuna göre başarılı sayılabilirdik." (S. 100)
Yangın Merdiveni A. Ali Ural'ın ilk öykü kitabı olmasına rağmen çok başarılı diyebilirim. Okumaya başlandığında bitirilmeden elden bırakılamayacak bir kitap. Çevrenize ve kendinize baktığınızda değişik çağrışımlar kazanabilirsiniz kitabın sonunda.
Yangın Merdiveni, A. Ali Ural, Merdiven Kitapları (Şule Yayınları), İstanbul, 2000, 133 sayfa.
A. Ali Ural Merdiven dergisinde yayımladığı öykülerini "Yangın Merdiveni" adı altında kitaplaştırdı.