Bir tane kitabını okuyunca tüm kitaplarını okumak gibi bir istek doğar içinizde. Kimi zaman sinirlenip kitabı yırtmak gelir aklınıza fakat yırtamazsınız. Hangi yayınevinden çıktığı önemli değildir kitabın. Alırsınız; okurken ya moraliniz sıfıra iner ya da kahkahayla gülersiniz. İşte böyle duygular yaşatabilen bir kalem sahibidir Nihat Genç. Ezilenlerin yanında, zalimlerin karşısında. Ne güzel bir özellik bu değil mi? Keskin diliyle yazdığı yazılar kininize kin katar ya da küfrettirip fırlattırır kendini. Hikayeleri bir solukta merakla okunabilecek hikayeler. Kitabı okurken adeta karşınızda Nihat Genç elini kolunu sallayarak anlatıyor duygusuna kapılıyorsunuz. Romanları içinden çıkamayacağınızı sandığınız an biter. Karmakarışık ve gözü yaşlı. Her cümlesinde göz yaşı var sanırsınız, hüzün her paragrafta uğradığı durağıdır onun. Adiliklere, şerefsizliklere hiç olmazsa küfreder, küfrettirir, isyankar cümleleriyle isyan etmenin lüzumunu gösterir.
Türkiye'de özellikle gençlerin okuması, konuşması gereken kitapların yazarıdır Nihat Genç. Çünkü Nihat Genç'in kitapları bir patlama, infilak, başkaldırıdır. Bu başkaldırı kimi zaman küfredip kaçmakta bulur kendini, kimi zamanda hüngür hüngür ağlamakta. Yağmur yağıyorsa ağlamak saklanır ama o öyle dolar ki saklamaya da gerek duymaz artık, aldırmaz ağlar. Yaşamın korkudan dokunamadığımız, düşünmek istemediğimiz, hatırladığımızda unutmak istediğimiz olaylarına, zamanlarına, mekanlarına götürür okuyucuyu. Üzülerek gösterir, dokundurur adeta.
Her türlü baskıyı yüreklerinde duyan, taşıyan Türkiye insanı için Nihat Genç okumak bir gülümsemedir fakat Nihat Genç gibi düşünmek bu baskılar için bir çözüm yolu değil. Bir çok kuruma, otoriteye yada toplumun acımasızlığına, merhameti ön plana çıkararak eleştiriler yöneltir, küfreder. Ancak bilinmeli ki küfretmek zalime güç kazandırır. O keyfine bakmaya devam eder. Zaten küfre karşı kırılacak bir onuru olsa acımasızlık yapmaz. Bunların yanı sıra olayların özüne inemeyen, at gözlüklü, sabit bakışlarla acıyarak, vicdan azabı duyarak baktığı, anlattığı insanlara ne anlatabilir, yazarak onlara nasıl varabilir? Günah işlemenin özgürlük sayıldığı bir mantıkta ne kadar vicdan titremesi olabilir? N.Genç'in saldırıları o kadar çoğalıyor ki haksız yere taş attığı yerlerde yok değil. Hassas sinirlere sahip olan yazar dünyanın hep kötü yanını görüyor ve yazıyor. Manevi iklimlere girmeyi hiç düşünmeden ve maneviyata önyargılarla yaklaşan cümlelerine rastlıyoruz. İnsan merkezli düşünmek diye tabir edilebilir. Yani bir Müslüman (Müslüman denirse tabi ona) söylediklerinin aksini yapıyor diye tüm Müslümanları süpürüp çöpe atmak ve inançları insanlara mal etmek gibi çıkmazlara giriyor. "Mecalsiz, zavallı, paslı, bakırlı, kılçıklı bu insanların Tanrıya yazdıkları son istida (dilekçe)'nin son satırlarında hep, lailahe, lailaheillallah! Artık sözü dinlenmeyen çok yaşlı mitolojik bir kuş oldukları için mi, yoksa bizi kötülüklerden korusun diye mi, açlığı, pislikleri, namussuzlukları kovsun diye mi, yoksa, dededen kalma artık bir boncuk olduğu için mi; lailahe, lailahe..." (S.69)
Yaşamakta olduğumuz durgun hayatın gerçek hayat olmadığını ve gerçek hayatın acımasız olduğunu, bu acımasızlıkta çile çeken insanlar olduğunu, bu insanlar için bir şeyler yapılması gerektiğini okursunuz. Çok mutlu sandığımız, zenginlikten oturacak yer bulamayan insanlarında acı çektiklerini unutuyor gibi yazar. Karnı tok olan mutlu olmaz. Mutluluğu ne kadar çok dünya nimetlerinden faydalanırsam o kadar yakalarım diye mi düşünüyor acaba? Güzel kızlarla gezmek, herkesin kol kola neşeli şarkılar söylemesi midir mutluluk? Bunları yapamayanları, yapanlara saldırarak anlatıyor yazar.
Kitaptaki hikayeler genellikle kısa cümlelerle anlatılıyor. İlk iki hikaye "Hero Marka Mızıka" ve "İrlandalı" birbirinin devamı, mekan ve zaman aynı fakat anlatılanlar farklı. Hiçbir şekilde çekinme olmadan her şeyi yazabiliyor Genç. Çok kötü küfürlerle karşılaştığımızda bir an şaşırabiliriz, sonra bu küfür buraya sinmiş, yani yazar ağır küfürleri okuyucuyu rahatsız etmeyecek şekilde hikayeye yedirebiliyor, artık o küfürler hikayenin bir parçası oluyor. Küfretmekte aşırı ileriye gittiği bir hikaye var ki en başarısız hikayede bu. "Sesler Ve Tekerlekler" hikayesi kitaptaki okuyucuyu düşündürmeyen, bir şeyler katmayan, okurun hiçbir şey kotaramayacağı tek hikaye. Terbiyesiz, her konuşması küfür dolu bir çocuğu neden sevimli, yürekli göstermeye çalışır anlaşılmaz. Kitabın en başarılı hikayeleri ise "Sapık" ve "Denizin Kulağı". Genç hikayelerinin çoğunda ben anlatımı tercih ediyor. Bunun hikayeye gerçek gibi inanılır, samimi hissi verdiği için okuru etkilediği açık.
Okuduktan sonra arkadaşlarınıza anlatmak ihtiyacı duyacağınız hikayelerle dolu bir kitap. Nihat Genç hikayelerini acılarından kopararak yazıyor. Bir çok hikayesinde ironi kullanıyor.
"Hepimiz anıların bunakları, kurbanları değil miyiz? Çünkü onları, çok ilişkisiz yerlerde, çok ilişkisiz zamanlarda anlatırız. Yani hayata!" (S.91)
Kompile Hikâyeler, Nihat Genç, İletişim Yayınları
Bir tane kitabını okuyunca tüm kitaplarını okumak gibi bir istek doğar içinizde. Kimi zaman sinirlenip kitabı yırtmak gelir aklınıza fakat yırtamazsınız.