« Anasayfa | Künye | Arşiv 19 Kasım 2018, Pazartesi
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
İki Nokta Üst Üste
Esma Ürkmez
Matbaadan Tanıtıma Koş!

Yeşilde Durmak
Hale Sert
Kanaviçe

Olay Yeri İnceleme
Zehir Hafiye Battal Küttab
Tezekten Terazi ya da Çok "hit" Alan Hep "tıklanan" Yazı Budur!

[ Kitap -> Ekstra ]

Basmakalıp Bir İstanbul Romanı

Yelda Eroğlu

13.03.2007 - 19:46

Romanın gerçekçiliği, insanın sosyolojik bir çıktıya indirgenmesi değildir; çünkü insan, tarihsel ve toplumsal koşulların da bir ürünüdür; ama onlardan ibaret değildir. Edebiyat kuramcısı Lukasc bunu "soyut ve somut gizillikler (olasılıklar)" kavramıyla açıklamaya çalışır. Şu şu şu şartlarda büyüyen ve şu şu şu koşullara sahip bir birey,
olması en muhtemel sonuçların çok dışında olasılıklara da sahiptir ve romancının görevi onu bu olasılıklarda kıyı kıyı sürüklemektir. Kısacası roman sosyolojik bir araştırma değildir, romancı da bir sosyolog; tıpkı psikolog, tarihçi ya da ahlakçı olmadığı gibi.

Buket Uzuner'in yeni romanı İstanbullular, roman gerçekliğinin sosyolojik çıktılarla karıştırılmasının en ibret verici örneklerinden biri. Son zamanlarda sinemada gözde bir tema olan "çakışan hayatlar" romanın çatısını oluşturuyor. Ki bu bile bir roman için baştan falso demek; çünkü en azından Balzac'tan bu yana kent hayatında herkesin herkesle mütemadiyen "çakıştığını", bunun için özel bir kurmacanın gereksiz olduğunu biliyoruz. Uzuner "çakışan hayatlar" temasını bir domino teorisi biçiminde değil; bir laboratuvar evren oluşturma gayesiyle kullanmış. Bu laboratuvar evrende İstanbul'da yaşayan hemen her kesim ve her dinî ya da etnik azınlık birer kişiyle temsil edilmiş; bir kadın profesör, bir heykeltıraş, bir işçi, bir işadamı, bir mimar, bir şoför, bir Ermeni, bir Kürt, bir Rum, bir Musevi, bir ABD'li vs. birkaç saatliğine havaalanında mahsur kalırlar. Bu süre zarfında da ilkokul müsameresi gibi birer birer öne çıkıp insanlar, dünya en çok da İstanbul üzerine fikirimsilerini sıralarlar. Adalet Ağaoğlu, Dar Zamanlar'da bu tekniği kullanırken karakterler arasındaki bağlantıyı fiziksel ya da tematik bir temasla sağlayarak okurun bir diğer bakış açısına geçmesini kolaylaştırmıştı. Uzuner ise geçişlere pek önem vermemiş; son anda kotarıldığı belli olan iliştirme bağlantılarla zaten sıkıcı olan bir romanın okunmasını daha da zorlaştırmış. Yine Dar Zamanlar'da karakter sayısının kısıtlı olması bir yana, anlatılanlar güçlü bir merkezin çevresine dizilir. Böylece okur odağını kaybetmez; İstanbullular'da bunu da göremiyoruz. Elbette Tanpınar'ın Mahur Beste'sinde olduğu gibi odaksızlaşmak yazarın hedefi olabilir; ama bu sefer de alıp başını gitmesini bekleriz; İstanbullular'da olduğu gibi bir havaalanına sıkışmasını değil.

Karakterimsiler ve klişeler

Karakterimsilerin uzun kendini takdim konuşmaları bize özgün hiçbir şey söylemez. Sosyolojik girdilerinin en ortalamasıyla konuşurlar. Bir noktadan sonra roman, Flaubert'in en hınzır çalışması Yerleşik Düşünceler Sözlüğü'nü anımsatmaya başlar. Flaubert burada, klişenin de klişesi, bilgisizlik ve arsızlık kokan fikirimsileri art arda dizerek burjuvanın mantığıyla dalga geçer (Flaubert, burjuva bir sınıfı değil, genel geçer değerlere ve maddiyata bağlı kişileri işaret eder). Bir farkla ki İstanbullular'da klişe, konuşan karakterimsilere değil onların başka türlü konuşabileceklerini tasarlayamayan yazara aittir. Eski İstanbullu mimar: "Çamlıca'yı da mahvettiler cancağızım", tuvalet temizlikçisi: "Benim İstanbul diye bildiğim işte bu heladır!", taksi şoförü: "Biz İstanbul taksi şoförleri bir numaralı insan sarrafıyız, değme ruh doktoru su dökemez elimize ha!", imam hatip mezunu türbanlı kız: "Onlar, imam hatiplileri aşağılayan, insani masumiyeti ebediyen kaybetmiş, örtünme özgürlüğümüzü engelleyen, yok sayan tek-tipçi elittir!", İstanbullu Rum: "... komşularının Ramazan'da pide, Paskalya'da boyalı yumurta, Pesah'ta hamursuz dağıtmadığı (bir Kurtuluş semti)", ABD'li kadın: "... her Amerikalı Bushçu değil" vs. vs. Konuşmaların büyük bir kısmı iç monolog olmasına rağmen tüm söylenenler herhangi bir toplumsal mekanda idareten edilen laflardan ibarettir. Karakterimsiler kendi bilinç akışlarında bile aykırı, genel geçer olmayan, kendilerinden beklenmeyen iki laf etmeyi beceremez. Bölümlerin aralarına konulan "Ben İstanbul" monologu bile bundan sıyrılamaz ("Balığın en güzeli, midyenin en lezzetlisi bende").

Çoksatar olmak için hantal edebî olmak için basmakalıp

İstanbullular, nasıl İstanbullu olunabileceği üzerine bir roman. Yazarın biyografisinde "Buket Uzuner şimdi İstanbulludur" yazmıyor. Romanda da İstanbullu doğulmaz, İstanbullu olunur şiarı temel alınmış. İstanbul'un güzelliklerini korumak, onu sevmek filandır işte bu kentli olmak. Mesela Adana'dan gelen heykeltıraş Ayhan, sinirli bir anında sigarasının izmaritini yere atar ve hemen aklına yedi göbek İstanbullu olan sevgilisi Belgin gelir, "Belgin beni görse kızardı; 'çöp sokağa atılır mı, kent sokaklarını evimizmiş gibi görmeden kentli olunur mu?' derdi ve haklı olurdu". Adanalı olan Ayhan İstanbul'da "kentli" olmaya çalışmaktadır; yani "kent" olan ve "kentli" olunacak tek yer İstanbul'dur, bütün roman boyunca İstanbul'un doğusundaki kentlere dönük bu yok sayma hissedilir.

Romanda havaalanında mahsur kalma hikayesi hem çok geç ortaya çıkıyor hem de hiçbir merkezi önem arz etmiyor. Birbirini yansıtmayan sadece karşı karşıya duran karakterimsilerin, bilenemeyen düşmanlıkları yine türlü klişeyle çözülür gibi olur; türbanlı kızla laik Levanten bir astım kriziyle ortaklaşırlar, temizlikçiyle hoppa kız kopan bir kolun etrafında kardeş olur ve İstanbul'da yaşayan herkes birbirini hoşgörü battaniyelerine sararak neşeyle halay çeker.

Konunun basmakalıplığı ve karakterimsilerin kartonluğu yetmiyormuş gibi romanın sanatlı ve romantik kısımları da alabildiğine klişe. "Şiddetli imge bombardımanları", "Güçlü çağrışımlarla gelen uzun imgelem atakları", "(İstanbul sen) Bir yarasa gibisin, geceleri arka sokaklarda yaşayan parlak, pırıl pırıl yanan simsiyah bir yarasa ama sabah olunca bir bakmışsın vapurlarla yarışan bembeyaz, masum, tertemiz bir martı", "Bahardı mevsimlerden, Akdeniz'di coğrafyalardan, aşktı hallerden" romandan rasgele seçebileceğiniz birkaç sanatlı bölüm. Kişilerin yazar tarafından sürekli olarak "güzel ya da seksi" gibi kişiden kişiye, kültürden kültüre, ândan âna değişen vasıflarla tanımlamaya çalışmasına hiç girmiyorum. Ki salt bu bile Uzuner'in bir romancı için gerekli olan kişiselleştirme yetenek ve çabasını ne denli önemsemediğini gösterebilir.

İstanbullular bir çoksatar olmak için fazla hantal, edebi olmak için fazla basmakalıp. Romanın kozu İstanbulluluk kavramını tartışmaya açmaksa o yol da kapalı; ileri sürülen fikirlerin genel geçerliği ancak parodiye konu olabilecek düzeyde. İstanbullular'ın belki tek başarısı, bir roman için kusur sayılabilecek nice şeyi bir araya toplayabilmesi.

Basmakalıp Bir İstanbul Romanı, Yelda Eroğlu, Zaman Kitap, Sayı: 14, 5 Mart 2007

Buket Uzuner'in yeni romanı İstanbullular, roman gerçekliğinin sosyolojik çıktılarla karıştırılmasının en ibret verici örneklerinden biri. Son zamanlarda sinemada gözde bir tema olan "çakışan hayatlar"...  
Dergi SergeniTümü »

» Dergi Yazarının Tadı Başka
» Anlayış Dergisi Artık Tüm İçeriğiyle İnternette
» Karagöz 7 Çıktı
» Dergâh Dergisi Yine Dopdolu
» Türk Edebiyatından "Kaşgarlı Mahmud" Özel Sayısı
Kitap MedyasıTümü »

» Edebiyatımızın Coğrafyasını Geliştiren Bir Yazar: Talip Apaydın / Seray Şahiner
» 'Yaratıcı Yazarlık' ve Buluşları / M. İlhan Atılgan
» Gazete-Dergi Okurluğu / Eser Karakaş
» Torpilli Kitap: Sokakta / Haydar Hepsev
» Bilge Karasu Okuma Kılavuzu / Gonca Özmen
Âlemde Ne Var?Tümü »

» Müziğin Gücü / Çeviri: Hale Sert
» İstanbul'daki Muhalif İranlıların Kısa Tarihi - 2 / Cihan Aktaş
» Tahran Kitap Fuarı'nda İlginç Bir Panel - 1 / Cihan Aktaş
» Benazir Butto'nun Son Sözleri / Çeviri: Hale Sert
» Temizlik: Nereden Nereye... / Çeviri: Hale Sert

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Henüz yorum yapılmamış.

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
ELİF LAM RA (28.10.2011 - 00:02)
Yorum için üye olun!